1 Nisan 2013 Pazartesi

Sarıyıldız, Güçlükonak kayıplarını Bakan Güler'e sordu

Tutuklu BDP'li Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, Güçlükonak'ta 1994 yılında gözaltına alındıktan sonra bir daha kendilerinden haber alınamayan Benişto Öner ve Hacı Ahmet isimli yurttaşların akıbetini İçişleri Bakanı Muammer Güler'e sordu.

Diyarbakır D Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan BDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, Güçlükonak'ta 1994 yılında gözaltına alındıktan sonra bir daha kendilerinden haber alınamayan Benişto Öner ve Hacı Ahmet isimli yurttaşların akıbetini İçişleri Bakanı Muammer Güler'e sordu. BDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken aracılığı ile yazılı soru önergesi veren Sarıyıldız, Kürt sorununun geçtiğimiz son yüzyılın ve günümüzün en büyük sorunlarından biri olmaya devam ettiğini ifade etti. Sarıyıldız, Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yollar ile çözmek yerine savaşı ve güvenlikçi konsepti tercih eden iktidarların politikaları sonucunda, 1990'lı yıllarda Kürt nüfusunun yoğun yaşadığı bölge illeri başta olmak üzere Türkiye genelinde binlerce kişinin ya faili meçhul cinayete kurban gittiğini ya da bir daha kendilerinden haber alınamadığını kaydetti.

'Şırnak'ta insan yaşamı hiçe sayıldı'

Savaşın en yoğun yaşandığı Şırnak'ta bu süreç içerisinde büyük bir toplumsal yıkım yaşanırken, insan hakları ihlali ve insanlık dışı uygulamaları ile kentin adının "Şırnak Cumhuriyeti" olarak anıldığını vurgulayan Sarıyıldız, önergesinde şunları kaydetti: "İnsan yaşamının hiçe sayıldığı Şırnak'ta, yaşanan acı olaylardan biri de 1994 yılında gerçekleşti. Şırnak'ın Güçlükonak ilçesine bağlı Koçtepe (Xeste) köyünde 1994 yılında Benişto Öner, Ömer Aksu ve Ahmet isimli bir kişi PKK'ye 'yardım' ettikleri gerekçesi ile askerler tarafından gözaltına alındı. Güçlükonak ilçesinde korucubaşı olan Bahattin Aktuğ'un girişimleri sonucu gözaltına alınanlardan Ömer Aksu serbest bırakıldı. Görgü tanıklarının da ifadesine göre Güçlükonak Karakol Komutanlığı'na götürüldüğü tespit edilen 3 kişiden Benişto Öner ve Ahmet isimli kişiden 19 yıldır haber alınamamaktadır. Benişto Öner'in eşi Hayriye Öner, olaydan yarım saat sonra eşinin akıbetini öğrenmek için gittiği karakolda askeri yetkililerin 'sen git biz göndereceğiz' yanıtı ile karşılaşmıştır. Sonraki günlerde kendisinden hiçbir haber alınamayan Benişto Öner'in ailesi defalarca karakola gitmesine rağmen herhangi bir sonuç elde edememiştir. Benişto Öner'in evden götürülmesinden bir kaç gün sonra kızı Seyran Öner de 'yardım yataklık' suçlamasıyla gözaltına alınarak babasının götürüldüğü Güçlükonak Karakolu'na götürüldü. Seyran Öner karakolda babasının eşyalarını ve kimliğini gördüğünü aktarmaktadır. Seyran Öner, ayrıca babasının kaybedildiği karakolda işkenceye maruz kaldığını aile üyeleri ile paylaşmıştır. 31 Mart 2013 tarihinde Dicle Haber Ajansı'na konuşan Benişto Öner'in kızı Aycan Öner'in İzmir'de temizlik için gittiği evlerden birinde babasının kaybedildiği Güçlükonak Karakol Komutanı Yavuz isimli kişi ile karşılaştığını ifade etmiştir. Öner'in kendisinin Şırnaklı olduğunu tanıtmasının ardından Yavuz isimli kişi, konuşma arasında Benişto Öner'in kaybedildiği olayı şu sözler ile anlattığı belirtilmektedir: 'O dönem orada komutandım. Karakola 3 kişiyi getirdiler isimleri sarı Ömer, Benişto Öner ve Ahmet hoca idi. Sarı Ömer'i Bahattin kurtardı. Diğer 2 kişiyi öldürüp bir yere attılar.'"

'Katliamın itirafıdır'

Karakol Komutanı olan Yavuz isimli kişinin bu ifadelerinin Benişto Öner ve Ahmet isimli kişinin karakolda katledildiğinin açık bir itirafı olduğuna işaret eden Sarıyıldız, katillerin halk arasında dolaştığını belirterek, Bakan Güler'e yanıtlaması talebi ile şu soruları sordu: "Bakanlığınız tarafından Benişto Öner ve Ahmet isimli kişinin katledildiğini doğrulayan Karakol Komutanı Yavuz isimli kişi ve dönemin mülki amirlerinin ifadesi alınmış mıdır? Bu kişi hakkında herhangi bir inceleme ya da soruşturma başlatılmış mıdır? Olay hakkında Öner ailesinin bilgisine başvurulmuş mudur? Karakolda katledildiği belirtilen 2 köylü için daha önceden yürütülen bir soruşturma ya da yargılama mevcut mudur? Şırnak'ta 1990 ile 2013 yılları arasında kaybedilen ve faili meçhul cinayetlere kurban giden yurttaşların sayısı kaçtır? Bu yıllar arasında yaşanan bu insanlık dışı vakalara karşı kaç güvenlik görevlisi hakkında soruşturma ya da inceleme başlatılmıştır? Bölgede işlenen binlerce faili meçhul cinayeti ile ilgili yürütülen soruşturma ve davalar zaman aşımı tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Kürtler için bir yıkım süreci olan 90'lı yıllarda işlenen cinayetler ile ilgili kapsamlı bir inceleme ve araştırma yapmayı düşünmekte misiniz?" 

27 Mart 2013 Çarşamba


Sarıyıldız, Şırnak’taki aşı skandalını Sağlık Bakanı’na sordu

ANKARA- Şırnak ve ilçelerinde tarihi geçmiş aşıların yurttaşlara uygulanmasını eleştirerek, konu hakkında Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’na yazılı soru önergesi sundu.

Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan BDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, Şırnak merkez ve ilçelerinde tarihi geçmiş aşıların yurttaşlara dağıtıldığını sayfasına taşıyan Dicle Haber Ajansı’nın haberinin ardından konuyu Meclis gündemine taşıdı. Sarıyıldız, BDP Grup Başkanvkili İdris Baluken aracılığı ile Sağlık Bakanı Mehmet Müeezinoğlu’na verdiği yazılı soru önergesinde sağlık politikalarını eleştirdi.
Şırnak İl Halk Sağlığı Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklar Şubesi tarafından gönderilen ve bir gün sonra ise son kullanma tarihi biten aşılar, birçok noktada yurttaşlara uygulandığını ifade eden Sarıyıldız, Sağlık Bakanı Müezzinoğlu’na şu soruları sordu  “ Bakanlığınız, son kullanma tarihini doldurmuş aşıları dağıtan Şırnak İl Halk Sağlığı Merkezi Bulaşıcı Hastalıklar Şubesi yetkileri hakkında herhangi bir soruşturma başlatmış mıdır?  4 Mart günü Şırnak merkez ve ilçelerinde dağıtılan karma aşı kaç adettir?  Bunlardan kaçının son kullanma tarihi dolmuştur?  Şırnak İl Halk Sağlığı Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklar Şubesi tarafından gönderilen ve bir gün sonra ise son kullanma tarihi biten aşılar hangi sağlık merkezlerinde yurttaşlara uygulandı?  Son kullanma tarihi geçen aşıların yurttaşlara uygulanması insan vücudunda hangi sağlık sorunlarına neden olmaktadır? Aynı karma aşının ikinci kez yurttaşlara uygulanması durumu söz konusu mu? İkinci kez uygulanması durumunda ne gibi sağlık sorunları ortaya çıkar?”

26 Mart 2013 Salı


Tutuklu vekil Sarıyıldız'ın da yargılandığı davada karar çıkmadı

 Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız'ın da aralarında bulunduğu ve 12 kişinin yargılandığı davada karar çıkması beklenirken, mahkeme heyeti duruşmayı, 3 Nisan tarihine erteledi.

41'i tutuklu 55 Kürt siyasetçinin yargılandığı ve 3 Ocak'ta karar duruşması görülen Şırnak KCK davasına raporlu oldukları gerekçesiyle BDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız'ın da aralarında olduğu 12 kişi katılmamış ve dosyaları ayrılmıştı. 12 kişinin yargılandığı davanın duruşmasına Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Duruşmaya; BDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız'ın da aralarında bulunduğu 6 kişi ve avukatları katıldı. Duruşmaya Siirt E Tipi Kapalı Cezaevi'nden Bedirhan Osal ve Necmettin Delier ise, telekonferans yöntemiyle katıldı.


‘Sürecin Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya barış getirmesini diliyorum’

Duruşmada savunma yapan Sarıyıldız, Türkiye'de yaşanan sürece ilişkin değerlendirmede bulunarak, "Sizin de bildiğiniz gibi Türkiye'de yeni bir süreç başladı. Bu sürecin Türkiye başta olmak üzere Ortadoğu'ya barış getirmesini diliyorum. Mahkemeler karar alırken, bu süreci göz önünde bulundurmalıdır. Daha önceki mahkemelerin duruşu politikti. Olayları politik bir bakış açısıyla yorumluyorlardı. Benimle ilgili olan iddialardan bazılarına cevap vermek istiyorum. Nusaybin Belediyesi Başkanı Ayşe Gökkan ile aramızda geçen telefon konuşmasında sanki Ayşe Gökkan bir örgüt mensubuymuş gibi yorumlanmıştır. Ayrıca bir diğer iddia olan 4 Nisan'da fidan dikme etkinliğinin örgüt faaliyeti olarak gösterilmesi doğru değildir" diye belirtti. 
Duruşmada, telekonferans yöntemiyle alınan ifadeler sırasında teknik sorunlar yaşandı. 

Sarıyıldız'ın savunması ardından avukatlar daha önceki duruşmalarda müvekkilleri için yaptıkları savunmaları yineleyerek, tahliye talebinde bulundu. Verilen aranın ardından mahkeme, dosyaya ilişkin kararı açıklamak için duruşmayı 3 Nisan tarihine erteledi
. 

25 Mart 2013 Pazartesi


SARIYILDIZ, CİZRE VE ŞIRNAK’TAKİ NEWROZ KATLİAMLARINI MECLİS’E TAŞIDI

ANKARA - Tutuklu BDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, 21 Mart 1992'de 140'a yakın kişinin ölmesine, yüzlerce kişinin yaralanmasına ve büyük bir göç dalgasına zemin sunan Şırnak ve Cizre'deki Newroz katliamlarının aydınlatılması için Meclis Araştırması açılmasını istedi.

Diyarbakır D Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan BDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, 21 Mart 1992'de 140'a yakın kişinin ölmesine, yüzlerce kişinin yaralanmasına ve büyük bir göç dalgasına zemin sunan Şırnak ve Cizre'deki Newroz katliamlarının aydınlatılması için Meclis Araştırması açılmasını istedi. Sarıyıldız, BDP Grup Başkan Vekili Pervin Buldan aracılığıyla sunduğu araştırma önergesinde, tarihi bin yıllara dayanan Newroz'un, başta Ortadoğu coğrafyası olmak üzere bazı Asya ülkelerinde bulunan farklı etnik gruplar tarafından farklı anlamlar yüklenerek kutlandığını belirtti.

'140'a yakın kişi katledildi'


Ortadoğu'nun kadim halklarından biri olan Kürtlerin de halkların özgürlük istemini simgeleyen Newroz'u baharın müjdeleyicisi, zulüm ve zorbalıklardan kurtuluş, özgürleşme, barış ve adalet gibi anlamlar yükleyerek kutladığını belirten Sarıyıldız, önergede şu değerlendirmede bulundu: "Kürtlerin 1980 öncesi daha çok tarihi ve kültürel bir tema ile kutladığı Newroz kutlamaları, bölgede süren çatışmalı ortama paralel olarak 1990'lı yıllardan sonra politik bir muhteva ile insanları biraraya getirmiştir. Tarihi ve kültürel motiflerin yanı sıra politik içerik ile kutlanmaya başlanan Newroz Bayramı'na devlet güçlerinin müdahalesi oldukça sert olmuştur. Türkiye'de 30 yılı aşkın süredir devam eden çatışmalı ortamın en kanlı ve trajik olaylarından biri 21 Mart 1992 tarihinde Cizre ve Şırnak'ta meydana geldi. Newroz kutlamalarında halk, devletin sert ve acımasız müdahalesine maruz kaldı. 1992 yılında Şırnak ve Cizre'de yapılacak kutlamanın kitlesel olacağını bilen dönemin devlet erkânı, yaygınlaşan ve politikleşen bu güne dair 'üst düzeyde önlem' aldı. 21 Mart akşamı Şırnak kent merkezi adeta bombalandı. 3 gün boyunca çatışmalar yaşandı. Bilanço 38 kişi ölü, 120 kişi de yaralıydı. 1992 Newrozu'nda Şırnak gibi savaş alanına dönen diğer bir yer de Cizre İlçe merkezi oldu. Tüm girişimlere rağmen polis ve asker, halkın yürümesine izin vermezken yürümek isteyen kitleye ateşli silahlar ile müdahale etti. Açılan ateş sonucu resmi rakamlara göre biri gazeteci toplam 57, gayri resmi rakamlara göre ise 94 kişi yaşamını yitirdi."

Cizre ve Şırnak'ta yaşananların uluslararası kamuoyu tarafından duyulması üzerine Almanya'nın, "Sivil Kürt halkına ateş açıldığı" gerekçesiyle Türkiye'ye silah sevkiyatını durdurduğunu hatırlatan Sarıyıldız, "Halkın Emek Partisi'ne mensup dönemin 14 Kürt parlamenteri, Birleşmiş Milletlere konuyla ilgili Türkiye'yi şikayet edince, BM olayların incelenmesi için bir komisyon oluşturdu. Bu komisyonun 15 Nisan 1992'de yayımladığı rapora göre güvenlik güçleri sivil halkın bulunduğu alanları 20 saat boyunca taradığı yönünde tespit yapıldı" diye hatırlattı.

'Halkların birbirine olan güvenini sağlayacak'

Bu tür olaylarda devlet görevlileri aleyhine yürütülen soruşturmaların aşırı uzun olmasına bağlı olarak zaman aşımı ile davaların düşmesi ve soruşturma dosyalarına ulaşmanın mümkün olmaması, insan hakları ihlallerinden sorumlu güvenlik güçleri mensuplarına fiili bir cezasızlık sağladığına dikkat çeken Sarıyıldız, "Şırnak ve Cizre'de 140'a yakın yurttaşın ölmesine neden olaylar ile ilgili herhangi bir soruşturma açılmazken, yaşanan ölüm ve yaralamalar ile ilgili hazırlanması gereken tutanaklar ya hazırlanmamış ya da eksik de olsa hazırlanan tutanaklar dosyalara bırakılmamıştır. Geçmişte yaşanan karanlık ve kanlı olayların aydınlatılması ve sorumlulardan hesap sorulması geleceğin demokratik inşasına katkı sunacaktır. Geçmişle yüzleşmek 'halkların birbirini suçlaması ve ayrılığı derinleştirmek' değildir. Kürt halkının toplumsal hafızasında derin yaralar açan bu tür olayların aydınlatılması halkların birbirine olan güveninin tesisini sağlayacağı gibi toplumsal dayanışmayı da güçlendirecektir" diye kaydetti.

'İki katliam için Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulsun'

Sarıyıldız, 140'a yakın kişinin ölmesine, yüzlerce kişinin de yaralanmasına ve büyük bir göç dalgasına zemin sunan Şırnak ve Cizre Newroz olaylarının aydınlatılması için açılacak olan Meclis Araştırması'nın mağdurlar ve öldürülenlerin yakınları için bir hesap sorma olanağı sunacağına işaret etti. Yıllardır Kürt siyasal hareketinin mensupları ve demokratik kesimler tarafından önerilen Hakikatleri Araştırma Komisyonu'nu da toplumsal güvenin sağlanmasında önemli bir adımı olacağına dikkat çeken Sarıyıldız, "Kürt halkının tarihsel hafızasında asla silinmeyecek olan her iki katliamın aydınlatılması için de Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulmalıdır. Her iki katliamla ilgili soruşturmaların yeniden başlayabilmesi, faillerin tespiti, kapsamlı bir soruşturmanın yürütülmesi, soruşturma ve yargılama safhalarında mağdurların ve yakınlarının aktif bir biçimde yer alabilmesi için konu hakkında Meclis Araştırması'nın açılması önem arz etmektedir" diye belirtti.

15 Mart 2013 Cuma


Tedaviye 'ince' duvar engeli Meclis'e taşındı!


 ANKARA - BDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tutsak koğuşu bulunduğu halde, hastane duvarlarının “ince” olduğu ve güvenlik sorunu yarattığı gerekçesi ile tutsakların tedavi edilmediğini belirterek, konuyu Meclis gündemine taşıdı.

BDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, ağır hasta tutsakların tahliye edilmemesi ile Diyarbakır D ve E Tipi cezaevlerinde tutsakların yaşadıkları sağlık sorunlarını Meclis gündemine taşıdı. BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken aracılığı ile Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e yazılı soru önergesi veren Sarıyıldız, cezaevlerindeki yaşam koşullarının ve keyfi idari uygulamaların, sağlık sorunları başta olmak üzere insan yaşamı açısından ciddi sıkıntılara neden olduğunu belirtti. Hasta tutuklu ve hükümlülerin gerektiği gibi tedavi edilmediğini, çoğu zaman doktora veya hastaneye bile götürülmediğine işaret eden Sarıyıldız, “Tutsaklar, hastane sevklerinde yetkili organların duyarsızlığı ile karşı karşıya bulunmaktadır. Cezaevlerinde insanları adeta ölüme terk eden politikalar nedeni ile 2010 yılında 161, 2011 yılında 41, 2012 yılında 66 mahpus hastalık ve çeşitli sebepler nedeniyle yaşamlarını yitirmişlerdir. Farklı sağlık sorunları nedeni ile tedavileri bir an evvel yapılması gereken, ancak yetkili kurumların ilgisizliğinden ötürü sağlık merkezlerine sevk edilmeyen veya doktorların önerdiği tedavi koşullarının sağlanmadığı çok sayıda tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) hasta tutuklularla ilgili raporuna göre ağır hasta tutuklu sayısı 350'tür” diye kaydetti.

‘Yaşlı hastalar Türkçe bilmediklerinden tedavileri yapılamıyor’

3. Yargı Paketi’ndeki Ceza İnfaz Yasası’nda hasta tutsaklara ilişkin düzenlemelere atıfta bulunan Sarıyıldız, “Daha önce hasta tutukluların serbest bırakılması için Adli Tıp Kurumu’nun ‘Tek başına yaşamını devam ettiremez’ raporu yeterliydi. Ancak, yeni uygulama ile hasta tutuklunun ‘Toplum için zararlı olup olmadığı’na ise savcılık karar verecektir. Cumhuriyet Savcısının kanaatini olumsuz kullanması durumunda, tutuklu serbest bırakılmayacaktır” diye belirtti. Batıdaki cezaevlerine sevk edilen yaşlı hasta tutsakların ise kendilerini Türkçe ifade edemedikleri için tedavilerinin yapılmadığını vurgulayan Sarıyıldız, yaşlı hastaların mağduriyetlerinin kısmen de olsa giderilmesi için kısa vadede bölge cezaevlerine geri getirilmesi gerektiğine değindi.

‘Tutsaklar ölümcül hastalıklar ile karşı karşıya bırakılıyor’

Diyarbakır D Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza infaz Kurumu ile Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde bulunan tutsakların da ciddi sağlık sorunları ile yüz yüze bırakıldığını dile getiren Sarıyıldız, verdiği soru önergesinde şunlara dikkat çekti: “Her iki cezaevinde yaklaşık 900’e yakın siyasi tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Çok sayıda tutuklu ve hükümlü uzun süredir cezaevinde ve önemli sağlık sorunları ile uğraşmaktadırlar. Hastanede acil olarak yatırılması gereken ve tam teşekküllü hastanelerde tedavi edilmesi gereken tutuklu ve hükümlüler bulunmaktadır. Ancak her iki cezaevinde de hastanelerde tutuklu bölümü olmadığı iddia edilerek bir çok kişinin tedavisi gerçekleştirilmemektedir. Tutuklu ve hükümlüler adeta ölümcül hastalıklar ile karşı karşıya bırakılmaktadır. Diyarbakır D Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun hemen 2 kilometre ötesinde bulunan Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tutuklu ve hükümlü koğuşu bulunduğu halde, hastane duvarları 'ince' olduğu gerekçesi ile tutuklular bırakılmıyor. Birçok hastalığın tedavisi sadece Diyarbakır’daki hastanelerde yapıldığı için bölgedeki diğer cezaevlerinden getirilen tutuklular da tedavisi yapılmayarak geri gönderilmektedir.”

Sarıyıldız, Bakan Ergin’e yanıtlaması talebi ile şu soruları sordu: “Tek başına yaşamını idame ettiremeyeceği sağlık raporu ile tespit edilen hasta tutuklu ve hükümlüler, neden tahliye edilmemektedir? Hasta tutukluları ölüme terk eden söz konusu uygulamalardan haberiniz var mıdır? Cezaevlerinde 70 yaşın üzerinde kaç tutuklu mevcuttur? Bunların ne tür hastalıkları vardır? 3. Yargı Paketi ile Ceza İnfaz Yasası’nda hasta tutuklulara ilişkin yapılan düzenlemenin ardından kaç tutuklu ve hükümlü tahliye edilmiştir? Tahliye edilen tutuklu ve hükümlülerden kaçı siyasi mahpustur? Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tutuklu ve hükümlü koğuşu bulunduğu halde neden yatışları yapılmamaktadır? Türkiye’deki cezaevlerinde bulunan hasta tutuklu ve hükümlü sayısı kaçtır? Son 5 yılda yaşamını yitiren kaç hasta tutuklu ya da hükümlü bulunmaktadır? Savcılığın olumsuz kanaati sonucu tahliye edilmeyen kaç tutulu ve hükümlü vardır? Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin hastaneye sevkini kolaylaştırmak konusunda herhangi bir çalışmanız bulunmakta mıdır?”

26 Şubat 2013 Salı


Sarıyıldız, cemevleri için Meclis araştırması istedi
Tutuklu Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, Alevi yurttaşların yaşadıkları sorunların tespiti ve Alevilerin kutsal mekân olarak gördüğü cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşabilmesi için Meclis Araştırması açılmasını istedi.
Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan BDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, Alevilerin Türk İslam sentezi ile “inanç terbiyesi”nden geçirilmek istendiğini belirterek, Alevlerin kutsal mekan olarak gördüğü cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşabilmesi için Meclis Araştırması açılmasını istedi. Sarıyıldız, BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken aracılığı ile Meclis’e sunduğu araştırma önergesinde, Türkiye’de yaşayan  milyonlarca  Alevinin, asimilasyon kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kaldırılması ve cemevlerinin ibadethane olarak yasal statüye kavuşturulması için yıllarca bütün platformlarda mücadele ettiğine vurgu yaptı.
ALEVİLİK TÜRK İSLAM SENTEZİ İLE ASİMİLE EDİLMEK İSTENİYOR
Tarih boyunca bir çok acı yaşayan Alevilerin Cumhuriyet döneminde ise başta Dersim olmak üzere, Sivas, Maraş ve Çorum  katliamlarında katledilerek yerinden yurdundan edildiğini hatırlatan Sarıyıldız, “Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar katliam, asimilasyon, ötekileştirilme, kamuda dışlanma, görsel ve yazılı medyada ve ayrıca ders kitaplarında ayrımcı uygulamalara maruz kalan Aleviler kendi inançlarına uygun yaşama olanaklarından mahrum bırakılmaktadırlar. Bir inanç, felsefe ve yaşam biçimi olan Alevilik bir devlet politikası olarak Türk İslam sentezinin etkisi altına alınarak özünden boşaltılmak istenmektedir. 'Tek din Müslümanlık, tek dil Türkçe, tek ırk Türk' paradigması ile ülkeyi yönetenler yıllarca bu ülkeye tek tipliliği dayattığı gibi farklı etnik ve inanç gruplarını reddederek , çok  kültürlülüğü bölünme fobisine dönüştürdü” diye belirtti.
ALEVİLER KENDİ KİMLİKLERİNİ GİZLEMEK ZORUNDA BIRAKILIYOR
Türkiye’de hükümetlerin Alevilerin temel taleplerini bir hak hukuk sorunu, bir eşit yurttaşlık hakkı istemi olarak ele almak yerine, soruna resmi ideolojinin Sünni  perspektifi ile yaklaşım gösterdiğini belirten Sarıyıldız,  Alevilere yönelik Sünnileştirme politikaları halen günümüzde de devam ettiğine değindi. “Alevileri toplum nezdinde bir “öcü” ve “fobi” olarak gösteren bu algının altında egemen zihniyetin Alevileri yok sayan ayrımcı politikası vardır” diyen Sarıyıldız, araştırma önergesinde şu hususlara dikkat çekti. “ Resmi ideolojinin pompaladığı algıdan ötürü Alevi yurttaşlarımızın çoğu zaman kendi kimliklerini gizlemek zorunda kalmışlardır. “Aleviler, gündelik hayatta ayrımcılığa ve eşitsizliğe maruz kalıyor. Alevi yurttaşların toplumsal yaşamın bütün alanlarında ayrımcılığa uğramadan ve ibadetlerini rahatça yapabilecekleri imkânlar sunulmalıdır. Her din ve inanç gurubu gibi Aleviliğin de kendi varoluşsal  inancını simgeleyen bir ibadethanesi bulunmaktadır. Alevilerin kutsal mekân olarak gördüğü ibadethane de cemevleridir. Demokrasi kültürünün olduğu ve demokratik yönetim anlayışının hâkim olduğu hiçbir ülke, başka inancın dini mabedinin neresi olduğuna karar veremeyeceği gibi kendi dışındaki inancı tanımlama hakkını kendinde bulmaz. Ancak Türkiye’de yaklaşık yüz yıllık devlet geleneği,  sürekli olarak Kürtlerin, Lazların, Arapların, Süyanilerin, Ermenilerin ve Alevilerin kendilerini nasıl tanımlamaları gerektiği konusunda dayatmacı ve inkârcı bir siyasetin yürütücüsü olmuştur”


17 Şubat 2013 Pazar


Öfkelerimizi barışa bağışlayalım

SAADET YILDIZ/BİRGÜN

BDP’nin tutuklu Şırnak Milletvekilli Faysal Sarıyıldız, avukatı aracılığıyla sorularımızı yanıtladı. Milletvekili Sarıyıldız, hastaneye gittiklerinde dahi ellerinin kelepçelendiğini aktardı ve "Bunu onur kırmak için yaptıklarını biliyoruz" dedi. Meclis Başkanı Cemil Çiçek'in tutuklu vekillerin durumuna ilişkin tutumunun, nezaketten ileriye gitmediğini kaydeden Sarıyıldız, cezaevi koşullarında milletvekilliği yapmanın zorluklarını anlattı. Kürt sorununun tutukluların bırakılmasıyla çözülemeyeceğinin de altını çizen Sarıyıldız, geniş ölçekli bir çözüm yolunda gidilmesi gerektiğinin altını çizdi. Sarıyıldız topluma "Öfkelerimizi barışa bağışlayalım" sözleriyle seslendi.

- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan uzun tutukluluk konusunu sadece askerlerin tutukluluğu üzerinden eleştiriyor. Bu konuda tutuklu milletvekillerinin gündeme gelmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Askere yönelik AKP operasyonu büyük oranda sona erdi; kendisi açısından tehlike arz edeni içeri alıp etkisiz hale getirdi. Dışarıda kalanı da kendisine tabi kıldı. Daha önce yumruğunu masaya indirerek tepkisini ortaya koyan asker, gelinen aşamada en fazla emekliliğini talep ediyor. Öte yandan sürekli düşman üreten bir siyaset güden AKP, motivasyonu düşmüş, ayrıca kendisine yönelik gizil öfkeye sahip bir orduyu çıkarları açısından doğru görmez. Dolayısı ile en son hasta general ziyareti ve askerin uzun tutukluluğuna dair açıklama gibi jestlerle hem askerin hem de bir kısım kamuoyunun gönlü alınmaya çalışılıyor. Dün Ergenekon’un savcılığını yapan Başbakan bugün avukatlığını yapabiliyor. Neticede günlük nabızlara göre politika üreten, algıları ustaca yöneten pragmatist bir hükümettir söz konusu olan.  Tutuklu milletvekillerine gelince işler değişiyor. Her şeyden önce biz içerideki siyasetçiler, hükümetin dolayısı ile devletin siyaseten daha savaş halinde olduğu dinamik, güçlü her türlü yönelime rağmen önü alınamayan, büyük halk desteği olan meşru Kürt siyasal hareketinin mensuplarıyız. Ergenekon ile bir tutulmak tam da bu neden ile bizi incitir. Yüz askerin tahliyesi üzerine yapılacak bir pazarlık o cephede çözüm olarak görülürken, ülkenin yüz yıllık sorunu birkaç siyasetçinin bırakılması ile çözülemeyecek kadar ciddidir. Kürt siyaseti salt tahliyeler üzerine bir pazarlığa girmez. Bizler açısından önemli olan Kürt siyasetinin özgür olup olmayacağıdır. Bu nedenle biz Sayın Abdullah Öcalan’ı ve Sayın Öcalan üzerinden gelişecek bir süreci önemsiyoruz.

- İmralı trafiği yoğunlaşmış, yaygın kanaate göre çözüm için uygun zemin yakalanmışken sizin gibi BDP'li vekillerin hala hapiste bulunması sizce neyin göstergesi?

Başlatıldığı ifade edilen bu süreç, Kürtlere salt silah bıraktırmayı mı amaçlıyor? Yoksa silahın da bir sonucu olduğu Kürt halkının siyasal sorununu demokratik yöntemlerle çözümünü mü amaçlıyor?  Bu konuda bizim ve halkımızın ciddi kuşkuları var. Devlete  karşı bu kuşkunun arkasında çok ciddi bir tarihsel gerçeklik var. Tarihin perdesini araladığımızda Kürtler bu süreçlerde sürekli oyalanmış ve oyuna getirilerek tasfiye edilmek istenmiştir. Bu tereddütler içinde ziyadesiyle gerekçemizin olduğunu düşünüyoruz. Demin belirttiğim gibi tahliyeler tek başına fazla anlam taşımamakla birlikte güdümlü yargının ipe sapa gelmez kararlarıyla binlerce siyasetçinin yıllardır içeride tutuluyor.  Kürt sorunun çözümünün gözetildiği ifade edilen bu süreçte Kürt siyasetçilerin,  gazetecilerin, sendikacıların ve kadınların hala zindanda olması samimi bir çözüm niyetiyle bağdaştırılabilir mi? Bir samimiyet söz konusu ise Roboski katliamı konusunda halkımızın acılarını dindirecek bir açıklama yapılamaz mı? Paris katliamının sanığı olan şahsın Türkiye’deki bağlantıları tüm boyutlarıyla açıklanamaz mı?  Bu kış ortasında operasyonlar kesintisiz sürdürülür mü?  Suriye’de demokratik bir sisteme barışçıl bir şekilde geçen Kürtlerin üzerine paralı çeteler gönderilir mi? Bunların hepsi ciddi soru işareti ve sorunlardır.   Tüm bu olumsuz koşullara rağmen Türkiye’deki halkların onurlu birliktelik ile bir arada yaşayacağı toplumsal barışın inşası için herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir.  Bertolt Brecht’in şiirinde belirttiği gibi, “barış ağaç değil, ot değil ki  yeşersin:  Sen istersen olur barış, istersen çiçeklenir” İşte hepimizin hasret duyduğu sulhun sesini güçlü kılmak ve çiçeklenmesini sağlanmak için yıllardır süren savaştan kaynaklı öfkelerimizi barışa bağışlayalım.

- Meclis Başkanı Cemil Çiçek'in ara ara tutuklu milletvekilleriyle ilgili ılımlı açıklamaları oluyor ancak bu hükümetin tavrı ve politikasına yansımıyor. Sizce bu sadece 'demokratik görünme çabası' mı yoksa AKP içinde bu konuda fikir ayrılığı var mı?

Sayın Çiçek Meclis Başkanı’dır. 9 milletvekilinin 2 yılı aşkın bir süredir Meclis dışında tutulmasını ciddi bir sorun ele almalı. Çünkü Meclisin eksiksiz ve demokratik bir şekilde faaliyet yürütmesinden birinci derecede kendisi sorumludur. Sayın Başkan yer yer bu sorunu düşük bir tonla dile getiriyor, ancak mensubu olduğu Partinin sert tepkisiyle karşılaşınca sessizliğe bürünüyor. Böyle olunca tutumuzu zorunlu bir nezaketten kaynaklandığı izlenimi ortaya çıkıyor.

- Peki, tutukluyken milletvekilliği yapmak mümkün mü?

Cezaevi koşullarında milletvekilliğin gereklerini yerine getirmek pek mümkün olmuyor. Halkı arasında olmadığın için güncel sorunlarını ele alıp Meclis’in gündemine taşıyamıyorsun.  Ayrıca basın-medya üzerinden sınırlı da olsa edindiğim bilgiler ile hazırladığım önergeleri kendi ismin ile Meclis’e taşıyamıyorsun. Kıt kanaat malumatlar ile hazırlayıp grup başkanvekillerimiz üzerinden Meclis’e sunduğun önergelerin sonucuna ilişkin de bilgi alamıyorsunuz. Anlayacağınız bize ‘vekillik yapamazsınız’ deniliyor. Ancak vekili bulunduğumuz halkımızla bu diyalektik bir şekilde işliyor. Verili sistemde halkı doğru temsil etmenin yegâne yerinin Meclis olmadığını halkımız da gayet iyi biliyor ve sahip çıkıyor.

- Bir vekil olarak cezaevinde nasıl muamele görüyorsunuz?

Cezaevinde bulunan binlerce arkadaşımıza nasıl yaklaşılıyorsa bize de öyle yaklaşılıyor. Zaten farklı bir beklenti ya da muamele talebimiz de yok. Mahkeme ve hastane gidişlerinde askerin tutumu bazen çok zorluyor.  Hastane koridorunda dahi eliniz kelepçeli etrafınızda da bir sürü asker olduğu halde ayrıca elinizdeki kelepçeye bir askerde kelepçeleniyor. Bunu güvenlik tedbirinden ziyade onuru düşürmeyle ilgili olduğunun farkındayız.

4 yıldır içerdesiniz... Dışarıyı özlediniz mi?

-Dışarısı özlenmez mi? Dışarı,  yaşamının gerçekliğinden bağımsız olarak dışarısı özlenir. Kuşatılma insanın doğasına terstir ve henüz ifadeye kavuşmamış bir duygudur. Tarihsel bir geçmişi olan zindanlar modern dönem ile birlikte özellikle mekânsal kuşatma ile birlikte ruhsal ve zihinsel kuşatmayı da temin edecek şekilde tasarlanmaya başlandı. Günümüzde büyük anlamı olmalı ki insan hapishaneye katlanabilsin. Büyük bir hakikat algısı olmaksızın zindana tahammül etmek mümkün değil. Nasıl ve niçin yaşanması doğru kavrandığı oranda hapishane gerçeği üzerinden geliştirilen politikalar etkisiz kılınır. Kürtler, büyük hapishane deneyimi ve güçlü hakikat algısı ile zindanların hükmünü yer ile bir etmiştir. Yolu hapishaneden geçmemiş politik bir Kürt neredeyse yok gibidir. Egemenlere kötü bir haber olacak. Kürtler hapiste bile özgür yaşamanın sırrını çoktan çözdüler.