2 Kasım 2012 Cuma


 
SARIYILDIZ: BAŞBAKANIN ÇİRKİN SÖZLERİNİN BİZİM SOKAĞIMIZDA KIYMETİ HARBİYESİ YOKTUR
 
 


Süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan BDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, Başbakan'ın "Açlık grevi tamamen şovdur. Dünyanın hiçbir yerinde b...
u tür şovlarla hukuk yok edilmez" sözlerine sert tepki göstererek, "Başbakan'ın bu hakaretvari açıklamasını yakalandığı iktidar hastalığına bağlıyoruz. Bizler yüzlerce arkadaşımız ile beraber ölüm yolculuğundayız. Evet bizler şov ile hukukun yok edilmeyeceğini biliyoruz. Ancak hukuksuzluk üzerine inşa edilen saltanatı alaşağı edebileceğimizi Hayrilerin ve Kemallerin tarihi direnişinden de gayet iyi biliyoruz" dedi.

BDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız bulunduğu Diyarbakır D Tipi Cezaevi'nde danışmanı aracılığı ile kamuoyuna açıklamada bulundu. 15 Ekim'den bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan Sarıyıldız, Başbakan ve AKP hükümetinin bütün karalama politikalarına rağmen büyük bir direniş coşkusuna sahip olduklarını belirterek, Başbakan'ın açlık grevlerine ilişkin son günlerde sarf ettiği sözlere ilişkin şunları söyledi: "Moral ve coşkuları her geçen gün artan; ancak dakika dakika bedenleri eriyen arkadaşlarımızın onurlu eylemini hiçleştirmek için bütün psikolojik savaş argümanlarını kullanan Başbakan'ın bu saldırgan tutumuna anlam vermekte zorlanmıyoruz. Çünkü Başbakan cezaevlerinde bedenleri açlığa yatıran arkadaşlarımızın ve 30 Ekim günü bütün alanları direniş mevzilerine dönüştüren halkımızın inanç ve kararlılığı karşısında ürpermiştir. Başbakan, otoriter kişiliğin en önemli semptomlarından olan otoriter saldırganlığını, Almanya'da yaptığı basın açıklaması ile bir kez daha gösterdi. Başbakan'ın 'Açlık grevi tamamen şovdur. Dünyanın hiçbir yerinde bu tür şovlarla hukuk yok edilmez' yönündeki bu hakaretvari açıklamasını yakalandığı iktidar hastalığına bağlıyoruz. Bizler yüzlerce arkadaşımız ile beraber ölüm yolculuğundayız. Evet bizler şov ile hukukun yok edilmeyeceğini biliyoruz. Ancak hukuksuzluk üzerine inşa edilen saltanatı alaşağı edebileceğimizi Hayrilerin ve Kemallerin tarihi direnişinden de gayet iyi biliyoruz" dedi.

'Başbakan'ın çirkin sözlerinin bizim sokağımızda kıymeti harbiyesi yok'

Başbakan'ın yine milletvekili arkadaşlarının 3 ay önce bir aradayken yediği yemeği ''utanmadan ve sıkılmadan'' manipüle etme ve kara propaganda marifeti ile kullandığını dile getiren Sarıyıldız, "Bizler milletvekili arkadaşlarımızın yüreğinin zindan direnişi ile attığını ve ölümlerin olmaması için büyük bir hassasiyetle yaklaştığını biliyoruz. Başbakan'ın bu çirkin sözlerinin bizim sokağımızda bir kıymeti harbiyesi yoktur" ifadesini kullandı.

'Ölümlerin vebali Başbakan'ın alnında kara bir leke olarak kalacak'

Başbakan'ın bu üslubunun Kürt sorununu çıkmaz bir sokağa sürüklediğini açıklayan Sarıyıldız, Başbakan ve AKP hükümetinin Kürt halkının iradesini hiçe sayan politikaları ve kültürel soykırımdaki ısrarının kendilerini süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi kararı almalarına yönelttiğine dikkat çekti. Sarıyıldız, yaşanacak ölümlerin ve olumsuzlukların vebalinin Başbakan'ın alnında kara bir leke olarak kalacağı uyarısında bulundu. Dört duvar arasında da olsa halklarının kendisine vermiş olduğu siyasi misyona ve değerlere layık olmaya devam edeceğini vurgulayan Sarıyıldız, şu açıklamada bulundu: "Diyarbakır D Tipi Cezaevi'nde süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan arkadaşlarımız ile aynı odalarda bulunuyoruz. Açlık her ne kadar bedenlerimizi gün be gün eritse de dışarıda halkımızın direnişe verdiği destek bizlerde büyük bir umut ve moral kaynağı oluyor. Açlık değil direniş etrafında kenetlenmemek; ancak bizleri ölüme götürür. Ben ve arkadaşlarım büyük bir direniş geleneğine sahip olan halkımızın zindanlarda yanan direniş ateşini gürleştireceğine inanıyorum. Açlık grevinde olan arkadaşlarımızın zafere ve özgürlüğe kilitlenen duyguları ile siz değerli halkımıza selam ve sevgilerimizi yolluyoruz."
 

 

23 Ekim 2012 Salı


Kürtler ile Türklerin birlikte yaşamaları



Başbakan'ın çatışmalarda yaşamını yitiren Kürt gençlerinin resmi rakamlara dayanarak verdiği yüksek sayısını, ülkenin batısındaki yurttaşlara bir teselli olarak sunmasını ibretle izliyoruz.

TBMM, tutuklu 9 üyenin eksikliği ile 24. Dönemin ikinci yasama yılına başladı. Halk iradesinin kurumsallaşmış mekânı olarak tabir edilen Meclis açılışının yapıldığı günlerde bu topraklarda, son yılların en feci günlerini yaşıyoruz.
Evladından gelecek kötü haberin korkusu ile eli yüreğinde yaşayan yüz binlerce aile, amansız bir çaresizlik içinde bekliyor. Yaşanan ölümlerle toplumsal kutuplaşmanın derinleştiği şu günlerde, Başbakan’ın çatışmada yaşamını yitiren Kürt gençlerinin resmi rakamlara dayanarak verdiği yüksek sayısını, ülkenin batısındaki yurttaşlara bir teselli olarak sunmasını ibretle izliyoruz. Vücut bütünlüğü bozulmuş bedenlerin üzerinde, nümayiş havasında topluca çekilmiş fotoğraflar, kahramanlık vesikaları olarak sanal ortamda dolaşıyor. Kürtler ile Türklerin birlikte yaşama istenci, iradesi ve olanağı ivmeli bir hızla dağılıyor. Acılarımız ayrışıyor, ortak acıları yüklenmekten uzaklaşıyoruz. Birbirimizin acısına duyarsızlaşma bir yana, taraflardan birinin yürek sancısı, diğerinde yatıştırıcı etki yaratıyor.

Nefret birikiyor

Siyasal iktidarın ülkenin günümüz durumuna halen ulus-devletin red-kabul ölçüleriyle, ulusalcı hafızasıyla soruna bakmada sergilediği ısrar, bilinci ve ruhu dumura uğratılan toplumu her seferinde daha fazla nefret biriktiren bir şiddete hapsediyor. Kürtler yaşanan bütün melanetlerin müsebbibi görülerek, açık hedef haline getiriliyor. Patlayan her kurşunla Kürtler ve kurumları, bindirilmiş hazır kıtaların saldırısına uğruyor.

Felaket an meselesi

Geldiğimiz aşama her kesim açısından, her zamankinden daha vahim bir noktaya işaret ediyor. Siyasal iktidarın yelkenlerini habire şişirdiği ırkçı, milliyetçi siyaset, toplumun milliyetçi ve muhafazakâr kesimlerinde artan bir biçimde nefret ve taşkınlığa dönüşüyor. Kontrolden çıkmak üzere olan bu öfkenin ülkeyi daha büyük bir felakete götürmesi an meselesi.
Görmek isteyenler için bu noktaya nasıl gelindiği çok açık. Tartışılmaz devlet erki ile donanan Başbakan, tüm dinlerin ve inançların mahkum ettiği katıksız bir kibirle ve özgüven patlaması olarak tanımlanabilecek ruh ve zihniyet yapısı ile sorunu daha güçlü bir entegre ve güvenlik merkezli stratejiyle çözebileceği yanılgısına düştü. Stratejistler mevcut politika ile bahara kadar PKK’nin biteceğini iddia ediyordu. Belirtilen strateji kapsamında Öcalan tecrit edilecek, dağdakilerin imhası için askeri operasyonlar derinleştirilecek ve legal siyasetin kadroları içeri kapatılacaktı.
Başbakan’a sesleniyorum. Velev ki belirttiğiniz gibi son bir ay içerisinde 500 PKK’li öldürüldü. Karşı taraf, tam aksini ifade ediyor. Peki yine son bir ayda Kızıltepe ilçesinde kaç gencin dağa çıktığını biliyor musunuz?
Bir halkın temel insani taleplerini terörizm olarak tanımlayarak iktidar devşirmenin artık kimseye hayır getirmeyeceği açık. Başbakan’ın kullandığı retorik bir zamanlar belki belli bir etki alanı yaratıyordu. Ancak geldiğimiz aşamada bunun toplumdaki tezahürü sadece yıkım oldu. Bu dil, bu anlayış, toplumu ayrıştırıyor, karşılıklı öfkeyi daha da artırıyor ve travmatik bir toplumun oluşumuna yol açıyor. “Terörist, hain, bölücü” tanımlamaları bu ülkede ırkçıların duygularını okşarken milyonlarca insanın nezdinde hakaret olarak görülüyor.

Ayıptır, günahtır, zulümdür

Yaşadığımız fecaatin ayırdına varmanın, onu sona erdirmenin yegâne anahtarı vicdan ve izandır. Akıl, vicdan ve izanın penceresinden baktığımızda Esad iktidarına karşı savaşan muhaliflere “özgürlük savaşçısı” derken, benzeri durumdaki Kürtlere “terörist” diyemeyiz. Balkanlarda,                 Almanya’da ve Uygur bölgesinde bulunan Türkler için haklı olarak temel siyasal ve kültürel haklar talep ederken, bu toprakların kadim halkı olan Kürtlerin benzeri taleplerini ve isyanını kriminalize etme ve terörizm olarak ifşa edilmesi, büyük bir tutarsızlık. Bu topraklarda yaşayan her Kürdün kendini nasıl tarif ettiğini ve nasıl hissettiğini anlamaya yanaşmayan her arayış, güneşi inkâr etmek kadar boş bir çaba.
Dünyanın öte yanındaki herhangi bir Kürdün hak elde etme arayışını engellemeye odaklanmış siyasi iktidarın yaptığı ayıptır, günahtır ve zulümdür. Başbakan bir müddet önce Anıtkabir defterinde ülkenin durumunu şu şekilde özetledi: “ Türkiye  küresel ve bölgesel güç olma yolunda emin adımlarla ilerlerken merkezinde bulunduğu coğrafyada barış, istikrar ve huzurun kalıcı olarak sağlanması için de katkı vermeye devam eden bir ülke.” Başbakan büyük bir yanılsama içerisinde. Bu ifade hakikatin “yalan duvarları”yla korunması. Kesinlikle şu anki Türkiye’nin tanımı değil. Her gün onlarca beden toprağa düşerken, ülke verili politikalarla huzursuzluğun kaynağı haline gelirken, ülkenin sosyal ve politik vaziyetini bu şekilde tanımlamak, gerçeğin inkârından başka bir şey değil.
Ortadoğu politik denklemi bugün yeni bir bakış açısı gerektirecek tarzda kurulmak üzereyken, Kürtlerin rolünü ve gücünü hesaba katmayan her yaklaşım başarısız olmaya mahkûm. Kürtler, bugün Ortadoğu’nun çatışmalı bölgelerini şiddetle değil, kültürel bağlarla bir araya getirecek gizil güce sahip bir halk.
Cumhuriyetin kuruluşu ile ulus-devlet temelli zihniyet çerçevesinde hazırlanan 1924 Anayasası’nda Kürtlerin inkâr ve asimilasyonu, Kürt sorununu bugüne kadar getirdi. Kürtlerin varoluşsal haklarını zora dayalı asimilasyon, inkâr ve imha siyasetiyle ortadan kaldırmak isteyen egemen anlayışa karşı PKK’den önce de 28 defa isyan yaşandı. Bu kısırdöngüden kurtulmanın tek yolu Kürt halkının statüsünün tanınacağı ve siyasal, sosyal, kültürel, hukuki ve ekonomik alandaki tüm ulusal haklarının güvence altına alınacağı Demokratik Anayasa çerçevesinde çözülebilir. Bu sürecin sağlıklı işleyebilmesi için de PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit bir an evvel kaldırılmalı ve tıkanan bu sürecin önünü açabilmesi için uygun müzakere koşullarının yaratılması elzem.

1921 Anayasası’nın birleştirici ruhu

 
Anayasa’nın hazırlandığı bu süreçte 24. Dönem Meclisi’nin kangrenleşen Kürt sorununu çözmek için 91 yıl önce 1921 Anayasası’nı hazırlayan Meclis’in ruhuyla hareket etmesi gerek. Kürtler için muhtariyeti, bugünkü tanımı ile demokratik özerklik hakkını tanıyan tarihi vesika niteliğindeki 1921 Anayasası’nın güncellenmesi, Kürt sorununun çözümünde etkili olacaktır. Dolayısı ile 24. Dönem Meclisi tarihi bir misyonla karşı karşıya. Meclis, ya birleştirici ve ayrıştırma unsuru olmayan 1921 Anayasası’nı esas alarak tarihe altın harfler ile ismini yazdıracak ya da 1924 Anayasası’nın inkâr ve asimilasyon ruhunun taşıyıcısı olarak büyük bir felaketin vebalini taşımaya devam edecek.
Yaşadığımız savaş ortamı hepimizi insanlıktan daha fazla çıkartmadan artık bir Ortadoğu sorunu haline gelen Kürt meselesini akıl, izan ve vicdanla, sorumlulukla ele alalım. Aksi halde daha sonra çözüm için birbirinin yüzüne bakacak birileri kalmayabilir.
* BDP Şırnak Milletvekili, Mardin Cezaevi

21.10.2012 tarihli Radikal 2'de yayınlanan makaledir

19 Ekim 2012 Cuma


Sarıyıldız: Eriyen bedenler karşısında sessiz kalamazdım


 Tutuklu Şırnak Milletvekilimiz Faysal Sarıyıldız da PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin son bulması ve anadil üzerindeki baskıların sonlandırılması talebiyle süresiz dönüşümsüz açlık grevine başladı. “Her gün eriyen bedenler karşısında sessiz kalamazdım” diyen Sarıyıldız, yaşanacak ölümlerin sorumluluğunun başta hükümet olmak üzere bu direniş karşısında sessiz kalan herkese ait olacağını söyledi.

PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin son bulması, anadil üzerindeki baskıların sonlandırılması talebiyle PKK’li ve PAJK’lı tutsakların 12 Eylül’den beri başlattıkları süresiz dönüşümsüz açlık grevi eylemine tutuklu Şırnak Milletvekilimiz Faysal Sarıyıldız da katıldı. 15 Ekim günü tedavi amaçlı Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nden Diyarbakır D Tipi Cezaevi’ne getirilen Sarıyıldız, burada açlık grevine girdi. Üç gündür açlık grevinde olan Sarıyıldız, danışmanı aracılığıyla şu açıklamada bulundu: “ 12 Eylül’den bu yana süresiz dönüşümsüz açlık grevinde olan arkadaşlarımızın her gün eriyen bedenleri karşısında sessiz kalamazdım. Cezaevlerinde yükselen bu direniş karşısında kenetlenmeyi ahlaki ve vicdani bir sorumluluk olarak görüyorum. Kürt halkının yiğit devrimci evlatlarının her gün ölüme yaklaştığı bu süreçte sessiz kalan,  yüreği nasırlaşmış hükümet yetkililerine sesleniyorum.  Yaşanacak ölümlerin sorumluluğu başta hükümet olmak üzere bu direniş karşısında sessiz olan herkese ait olacaktır” 

‘Talepler toplumsal barışın önünü açar’

Kürt halkının lideri olarak gördüğü Sayın Öcalan’a yönelik bu ahlak dışı ve çatışmaları derinleştiren tecrit politikasına karşı sessiz kalmayacağını dile getiren Sarıyıldız, “ Yine Kürt halkı varoluş gerekçelerinde biri olan anadil hakkının gasp edilmesi karşısında da sessiz kalmayacaktır. Ölümü uğruna sevecek kadar olan yoldaşlarımızın ölüme giden bir yolu tercih etmesinin vebali bu hükümete ve Başbakan’a ait olacaktır”  dedi. Üç gün önce süresiz dönüşümsüz açlık grevine başladığını belirten Sarıyıldız, dile getirildikleri taleplerin karşılanmasının toplumsal barışın sağlanması konusunda ön açıcı olacağı vurgusunda bulundu.

Sarıyıldız, 15 Şubat 2012’de de PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın özgürlüğü, askeri ve siyasi operasyonların sona erdirilmesi ve Kürtlerin statüsünün kabul edilmesi gibi taleplerle birçok cezaevinde başlatılan süresi dönüşümsüz açlık grevine katılmıştı.

15 Ekim 2012 Pazartesi



 
Jİ GELEME YE HÊJA Û Bİ RUMET RE….



 
Di nav her çar dîwaran de, em slav, hezkirin û bêriyên xwe dişînin, bi hevî û bawerî coşa kongreye slav dikin, serkeftinê dixwazin.

 Bi armanca qirkirina siyasî , nêzî çar sal bere em ji we hatin qetandin. Bi ve neçîre nezî deh hezar siyasetmedare Kurd dîl girtîne. Le ev armanc tu carî pêk nehat bi deh hezaran hevalên me cihe me dagirtin. Bila hûn zanibin di bin her şert û mercan de em bi we re ne, coş û heyecana tekoşînê bi we re parve dikin. Diwaren bilind, kelepçeyên hesin û polîtikayen qirej nikare hêvîyen me bişkînin. Em tu carî serê xwe li ber zordestan natewînin.

Gelê me dîsa di rojen zemherîrî de derbas dibe. Li hember daxwazên gelê me ye aştiyanê, her roj li ser serê me bombe tê barandin. Mafên me ye herî  xwezayî, bi zimanê zikmakî perwerde û di dadgehan de parastin hej jî ne hatîye pejirandin. Reberê Gele Kurd Birez Öcalan di bin tecrîdeke giran deye. Ji ber van xwestekan, nezî 300 hevalên me yên ku mehek e bedena xwe dane ber mirinêne. Şert û mercên wan ên jiyanê her diçe  girantir dibe. Di nav çar dîwaran de ligel hemû bêderfetiyan bedena xwe dane ber mirinê û li dijî konsepta îmhayê sekînîne û ji bo baş kirina şert û mercên Rebere Gele Kurd Birez Öcalan  berxwedaneke mezin nîşan didin. Rewşa hevalên me hatiya asteke krîtîk. Ev jî tê wateya rîska jiyanî. Her kesê ku dibêje ez mirov im û xwedî ahlaq û wijdan im, divê xwedî li vê berxwedanê be hempa der bikeve.

Hemû rayedarên dewletê bihişmendiyên xwe yên hişk û teng dixwazin netewa Kurd bi asîmîlasyonê rû bi rû bihêlin, hemû nirxên Kurdewariyê tune bikin.

 Heya ku ev berxwedan hebe em ê bi hêvî bin; her çiqasî pêvajoya ku em tê de ne bi kuştinê,  bi xwînê û bi şerê dijwar re rû bi rû ma bejî em ji dev doza xwe na gerin û em ê tim li dûwê bin.

Bêyî ku pêşeroja Tirkiyeyê hêj tarîtir bibe, ji bo çareseriya demokratîk ya gelê Kurd, ji bo Azadiya Rêberê Gelê Kurd Birêz Abdullah Ocalan divê hemû gele Kurd rabin ser piyan û der kevin kolanan. Divê hemû gele Kurd di çarçoveya Xwesertiya Demokratîk de di ber xwe bidin û têkoşîna azadiyê bimeşînin. Em bawer dikin ku pirsgirêka Kurd wê bi rêya mûzekereyan çareser bibe û birez Öcalan jî muhatebe yekemîne.

 Em li gel vê rewşa ne baş dîsa jî ji hêza gele xwe bawer in, ji gelên azadîxwaz bawer in, ji şoreşê bawer in, ji doza serbestiyê bawer in. Bera herkes bibîhîse bedena me herçiqasî ne li wir be jî dil û giyanê me tim liwir e û em ê tim hebin; bi netewa xwe re bin. Heya ku em bijîn li dû doza xwe ne, xema me tenê azadî gele meye.

 Weke Seydaye Cigerxwîn gotî: Keç û kurên Kurd hemî şiyarbin, Ji bo serdestî hemî li kabrin, Ji hevre dostbin, dije neyarbin. Em carek dî ji dil û can herkesî slav dikin û hezkirinên xwe ji we re dişînin.

 Parlementeren BDP'ê ye girtî Hatip DİCLE,  Selma IRMAK,  Gülser YILDIRIM ,  Faysal SARIYILDIZ, Kemal AKTAŞ û  İbrahim AYHAN

 
* Peyama Kongreya Awerta ya BDP


 

 

28 Eylül 2012 Cuma


 
Tutuklu vekil Sarıyıldız Güçlükonak Katliamı’nın araştırılmasını talep etti

Tutuklu  Şırnak Milletvekilimiz Faysal Sarıyıldız’ın talebi üzerine Güçlükonak'ta, 1993 yılında askerler ve köy korucuları tarafından gözaltına alındıktan sonra öldürülerek, Yağızoymak Taburu yakınlarına gömülen Sait Şen, Beşir Baskak ve Abdullah Güler için Meclis araştırması istendi.

Tutuklu Şırnak Milletvekilimiz Faysal Sarıyıldız’ın talebi üzerine Grup Başkanvekilimiz İdris Baluken tarafından Şırnak'ın Güçlükonak (Basa) İlçesi'ne bağlı Yağızoymak (Zivinga Hecîelî) Köyü'nde 1993 yılında asker ve korucularca gözaltına alınarak bir uçurumdan atıldıktan sonra üzerlerine bomba atılan 3 kişi ile ilgili yapılan kazılarda çıkarılan kemiklerin, öldürülenlerin yakınlarına teslim edilmesinin ardından olay hakkında Meclis Araştırması istendi.  TBMM Başkanlığı’na sunulan araştırmanın gerekçe kısmında, Kürt sorunun geçtiğimiz son yüzyılın ve günümüzün en büyük sorunlarından biri olmaya devam ettiği belirtilerek” .Bu sorunu demokratik ve barışçıl yollar ile çözmek yerine savaşı ve güvenlikçi konsepti tercih eden iktidarların politikalar neticesinde Kürt nüfusunun yoğun yaşadığı bölge illeri başta olmak üzere Türkiye genelinde savaş bütün yakıcılığı ile insanları etkiledi. Sorunu askeri yöntemlerle çözmeye çalışan hükümetlerin uyguladığı bu politikaların en ağır bedelini ise Kürt halkı ödedi. Özellikle Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde bir “güvenlik” önlemi olarak uygulamaya geçirilen OHAL döneminde binlerce yurttaş faili meçhul cinayetlere kurban gitmiştir. Kürtler üzerinde on yıllardır uygulanan inkarcı ve asimilasyonist politikalar, binlerce insanın ölmesine, bir çok köyün boşaltılmasına, binlerce insanın yaşadığı coğrafyadan kopartılarak göç ettirilmesine neden olmakla beraber bu politikalar günümüzde de halen devam etmektedir” denildi.

‘Topyekûn savaş döneminde 17 bin 500 faili meçhul cinayet yaşandı’

1990’lı yılların bu politikaların en şiddetli hissedildiği dönem olduğuna vurgu yapılan gerekçenin devamı ise şöyle: “ Bu dönemde insanlar köylerinden, evleri, işyerilerinden alınıyor, sokaklarda yakalanıp kaçırılıyor, kimilerinden bir daha haber alınamıyor, bazılarının ise cansız bedenleri yol kenarlarında bulunuyordu. Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş de, dağlarda da yoğun çatışmaların olduğu bu sürece “topyekûn savaş” diyordu. İşte bu topyekun savaş döneminde 17 bin 500 faili meçhul cinayet yaşanmıştır. Bununla birlikte hak ve adalet arayışları halen devam eden binlerce aile yitirdikleri yakınlarının değil faillerinin bulunması başına gidecek bir mezar taşına bile sahip değildir. Bu mağduriyetin sorumluları biran önce yargı önüne çıkartılması ve cezalandırılması bir nebze de olsa yaşana bu acıları hafifletecektir”

Güçlükonak’ta yaşanan bu insanlık dışı katliamın ardından hiç kimse hakkında bir soruşturma yürütülmediğine dikkat çekilen araştırma önergesinde,  bu anlamıyla korucu ve askerler tarafından öldürülen üç köylünün faillerinin bulunması ve bölgede geçmiş dönemde yaşanan faili meçhul cinayetlerin Meclis tarafından araştırılması talep edildi.
 

24 Eylül 2012 Pazartesi


Sarıyıldız: Ülke kan gölüne dönmüş durumda, kaygılıyız!

DİYARBAKIR (DİHA) - Şırnak'ta "KCK" adı altında 41'i tutuklu 55 Kürt siyasetçi hakkında açılan davanın duruşmasında konuşan Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, cezaevlerinde başlatılan süresiz ve dönüşümsüz açlık grevlerini hatırlatarak, "Ülke kan gölüne dönmüş durumda. Savaş giderek kızışmakta. Kaygılıyız. Sayın Öcalan'ın cezaevi, güvenlik ve sağlık koşulları düzeltilmeli, anadilde savunma hakkı tanınmalıdır" dedi.

Şırnak'ta "KCK" adı altında yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınıp haklarında dava açılan Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız'ın da aralarında bulunduğu 41'i tutuklu 55 Kürt siyasetçinin yargılandığı davanın duruşmasına Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Diyarbakır Adliyesi çevresi ve içinde yoğun polisiye önlemler alınırken, adliyeye girmek isteyen yurttaşlar 3 arama noktasında didik didik arandı. Tutuklu sanıklardan 10'u raporlu oldukları gerekçesi ile duruşmaya katılmaz iken, aralarında Sarıyıldız'ın da bulunduğu 31 sanık ile sanık müdafileri duruşmada hazır bulundu. Heyet değişikliği nedeniyle eski zabıtların okunduğu duruşmada yeni yasa kapsamında bazı tutuklu sanıklar için yapılan tahliye talebinin tamamının reddedildiği bildirildi.

Sarıyıldız: Sayın Öcalan'ın cezaevi, sağlık ve güvenlik koşulları düzeltilmeli

Esas hakkındaki beyanı için söz verilen iddia makamı, sanıkların CMK 100/3 maddesi gereğince tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesini talep etti. Ardından tüm sanıklar adına söz alan tutuklu BDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, cezaevlerinde başlatılan süresiz ve dönüşümsüz açlık grevlerine dikkat çekti. Sarıyıldız, şunları kaydetti: "Onların özetle iki talebi bulunmaktadır. Birincisi Sayın Öcalan'ın cezaevi, güvenlik ve sağlık koşullarının temininin sağlanmasıdır. Sayın Öcalan en son görüşmesinde kendisinin koşullarının düzeltilmesi halinde ülkedeki savaş ortamının bir hafta içerisinde sona erebileceğini belirtmiştir. Bu koşulların kendisine sağlandığı takdirde sorunların çözümü konusunda bir aşama kaydedilecektir. Şu an ülke kan gölüne dönmüş durumda. Giderek savaş kızışmakta… Bizde bu ülkede ciddi kaygılar yaşamaktayız. Bir halkın temel taleplerinin siyasal taleplerinin görülmemesi nedeniyle bu durumu bu hale getirmiştir. Siyasi tutuklulara anadilde savunma hakkı verilmemesi sorunu bu aşamaya getirmiştir. Bu durumun milyonlarca insanın duygusal olarak kopmasına neden olacaktır."

Kürtçe 'düşünülen' dil olmaktan çıkmadı

Ardından iddia makamının esas hakkındaki ara mütalaasına ilişkin söz verilen sanıkların Kürtçe beyanı tutanaklara "Sanıkların Kürtçe olduğunu düşündüğümüz bir dilde konuştuğu görüldü" diye yazıldı. Sanıkların ardından iddia makamının esas hakkındaki mütalaasına ilişkin söz verilen müdafi avukatlardan Mesut Beştaş, dosyada iddia edilen suçlamalara ilişkin gizli tanık, telefon tape ve ortam dinleme kayıtlarının usule aykırı şekilde hazırlandığını bu nedenle kabul etmediklerini yenileyerek esas hakkındaki mütalaaya iştirak etmediklerini söyledi. Dosyada usulde yapılan hata ve yaşanan eksikliklerin ileriki süreçte ilgili merciler tarafından görüleceğine işaret eden Beştaş, diğer yandan 5 Temmuz'da 6352 Sayılı Yasa ile 250 ile görevli mahkemeler yerine kurulan mahkemelerin yargılama faaliyetlerini eleştirdi.

Beştaş: Siyasi davalar toplumsal barışa katkı sunmalıdır

Doğal yargılama ilkesinin ihlal edildiğini CMK 250 ile görevli mahkemelerin halen yargılama yaptığını ve bunun adil yargılamaya zarar verdiğini söyleyen Beştaş, "Yetkisiz ve görevsiz yargılamadan dolayı yargılamayı yapamayacağı, bu mahkemeler açısından sakat bir durum söz konusudur. Yargılama tatmini gerektirir. Kuşkusuz sanığın kendisi tatmin olmayacaktır. Sanığın duyduğu kaygılar objektif bir kanıya sahipse adil bir yargılama söz konusu olamaz" dedi. Mahkeme heyetine "Hükümetle aranızda bir çatışma söz konusu ise çatışabilmelisiniz" diyen Beştaş, şunları kaydetti: "Usul açısından yargıladığınız kişiler DTK ve BDP içerisinde faaliyet gösteren kişilerdir. Bu da davanın siyasi olduğunu gösteriyor. Siyasal olması toplumsal sorunları çözme yolunda, toplumsal barışa katkı sunması için çözüm üretebilmelidir. Şu ana kadar ülkemizde istenmeyen sonuçların ortaya çıkmasının nedeni huzurunuzda bulunan KCK davasıdır. Tutukluluk dışında bir tedbirin uygulanmasını yasa düzenlemiştir. Bunun dışında hiçbir somut çözüm ortaya koymamasının nedeni hükümet ile mahkemeler arasındaki çatışmalardır" diye kaydetti.

Verilen aranın ardından sanıkların tamamının tutukluluk hallerinin devamına karar veren mahkeme heyeti, duruşmayı 24 Aralık tarihine erteledi.

(mi/avt)

 

17 Eylül 2012 Pazartesi

Demokrasi' mi dediniz?


Yorum:

 
Faysal Sarıyıldız – Radikal 2

"DEMOKRASİ" Mİ DEDİNİZ?





" Ben, tarihe ve tarih içinde halka hesap vermemekten korkarım. Bugün birileri, yüce parlamentonun da katkısıyla beni ya da arkadaşlarımı yargılayabilirler, fikir ve düşüncelerimi, düşünceleriyle mahkûm edemedikleri için ellerime kelepçe vurulmasına da onay verebilirler. Ama beynimi, demokrasiye olan sevdamı, insanlara olan tutkumu mahkûm edemeyeceklerdir. İnanıyorum ki, bugün dokunulmazlığımın kaldırılmasını isteyen çevreler, tarihe ve halka hesap veremeyeceklerdir. Asıl korkması gereken onlardır. Onlar mahkûm olduklarında, zaten biz kamuoyunun vicdanlarında aklanmış olacağız" .
 
 
 " 2 Mart 1994 tarihinde aksakallı bilge merhum Orhan Doğan'ın dokunulmazlık dosyası gündemi ile Meclis'te yaptığı bu son konuşmasının üzerinden 18 yıl geçti. Ama simdi aynı siyasal gelenekten gelen BDP'li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması için mevcut iktidar ve paydaşları tarafından aynı yöntem denenmek isteniyor.  Legal Kürt siyasal hareketinin tarih sahnesine çıktığı 1990'lı yılların başından itibaren bütün hükümetler parti kapatma, faili meçhuller, gözaltı ve tutuklama politikaları ile Kürt muhalefetini ya yok etmek ya da evcilleştirmek istedi. Meclis çatısı altında siyaset yürüten Kürt vekillere karşı dokunulmazlığın kaldırılması tehdidini Demokles'in Kılıcı gibi sürekli elinde tutan egemen zihniyet, bu antidemokratik uygulamayı fetişleştirdiği "milli irade"ye dayanarak hayata geçirdi. 

Kuvvetler ayrılığı yalanı

DEP'li vekillerin Meclis kapısı önünde yaka paça gözaltına alınmasından önce TSK mensuplarının gazete sayfalarına yansıyan "Biz söylemiyoruz, halk söylüyor. Meclis artık yüce değil. Çünkü Meclis'te PKK'lılar var. Meclis önce kendi içindeki PKK'lılan temizlemek zorunda. Medis'in yüceliğini PKK'lılar gölgeliyor" yorumları ile 2 Mart Darbesi'ne zemin hazırlandı. "Demirel: Ordu DEP'ten rahatsız", "Çüler'in DEP Harekâtı", "Başbakan yönetime emir verdi. DEP'lilerin dokunulmazlığı kaldırılıyor" şeklindeki manşetler ile legal Kürt siyasal hareketinin tasfiyesi için ulusal koronun şefliğini yapan dönemin Başbakanı Tansu Çiller ve Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş'in verdiği start ile Kürt illerinde yıkım süreci başlatıldı. Devreye sokulan savaş konsepti binlerce insanın faili meçhule kurban gitmesine, Kürt illerindeki kırsal bölgelerin insansızlaştırılması ile başlayan göç harekâtı neticesinde milyonlarca insan yerinden yurdundan edildi. 
Bu acı tecrübe ortada iken AKP hükümetinin BDP'li vekillerin dokunulmazlığını kaldırma girişiminin yeniden büyük felaketlere yol açacağı gün gibi ortada. Mevcut iktidar kendinden önceki iktidarların giriştiği tehlikeli bir oyunu oynuyor. BDP Blok vekillerinin Şemdinli'de gerillalar ile kucaklaşmasını kara bir propagandaya dönüştürerek, siyasi linç harekatının öncülüğünü yapan Başbakan Erdoğan'ın, Tansu Çiller'i bile geride bırakarak, dokunulmazlığın kaldırılması için açıkça yargıya talimat vermesi, Türkiye'deki kuvvetler ayrılığı ilkesinin büyük bir yalandan ibaret olduğunu ortaya koydu. 18 yıl önceki siyasal darbeni] arifesinde gazete sütunlarında Kürt vekilleri hedef gösteren yazı ve manşetlerin ve siyasilerin kullandığı üslubun bugün ile aynılığı, Kürt sorununun çözümünde kat edilen mesafeyi söze gerek bırakmayacak şekilde göz önüne seriyor. AKP sözcülerinin "kucaklaşmaya" ilişkin milletin kendilerinden istediği sonucu sağlayacak düzenlemeleri yapacaklarını ifade ederken kendi iktidarını güçlendirmek için başvurduğu "milli irade" nosyonuna sarılmasını ibretle izliyoruz. "Milli irade"nin üstünlüğünden gem vuran AKP hükümetine 9 TBMM üyesinin cezaevinde olduğunu hatırlatmakta fayda var. Kendi menfaatleri uğruna "milli irade" olgusunu piyasaya süren AKP hükümetinin bu yaklaşımı, Kürt halkını, bu millet tanımı içerisinde görmediğinin açık bir ispatı. 
Hükümet yetkilileri bu kadar millet düşkünü ise sorsunlar bakalım hangi Kürt, BDP'lilerin dokunulmazlığının kaldırılmasını istiyor. 


Halk iradesinin gaspı

Otoriter devlet anlayışını "restore" eden AKP hükümetinin "değişim" ile ambalajlanmış istibdatı karşısında toplumsal muhalefetin soluğu olan BDP-Blok vekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasının, siyaseti tasfiye girişimi olduğu aşikar. Ancak bu tespit tek başına yetersiz. Çünkü Kürt siyasal hareketinin tasfiye girişiminin startı, AKP hükümeti tarafından 14 Nisan 2009'da başlayan "KCK" operasyonlarıyla verilmişti. Yapılan bu hukuk dışı operasyonlar sonucu, BDP'nin 6 milletvekili, 32 belediye başkanı, yüzlerce il genel ve belediye meclis üyesi, binlerce il ve ilçe örgütü yöneticisi cezaevinde. 36 gazeteci ile 33 avukatın aynı gün içinde gözaltına alınıp tutuklanmasıyla Türkiye, dünyadaki en geri demokrasiye sahip ülkelerde bile görülmeyen bir uygulamaya imza attı. Halk iradesinin gasp edildiği, basının susturulduğu, savunma hakkının engellendiği, binlerce muhalifin cezaevinde olduğu Türkiye'de, Başbakan "yargıya talimat verdim, gereğini yapacaklar" deme pervasızlığında bulunacak kadar ileri gitmişse, demokrasi, sivil vesayetin parlak kunduraları altında çoktan ezilmiş demektir.  Türk ve Kürt halkları arasında duygusal kopuşun giderek derinleştiği bir atmosferdeBDP'li vekillerin dokunulmazlığının kaldırılmasının, ateşe benzin dökmekten farksız olacağını herkes anlamalı. Türkiye'deki entelektüeller, medya, sanatçılar, düşünürler, akademisyenler ve siyasetçiler bu kritik süreçte bir vicdan sınavından geçiyor. BDP'yi kriminalize ederek, Meclis dışına itmeye çalışan otoriter zihniyete karşı, bütün kesimlerin BDP'ye sahip çıkması elzem.  Böylesi bir dayanışma, toplumsal barışın sağlanmasında önemli bir role sahip olacağı gibi, demokratik muhalefetin ortak bir cephede buluşmasına da büyük katkı sağlayacaktır. 
* BDP Şırnak milletvekili, Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi