27 Kasım 2012 Salı

TUTUKLU VEKİL SARIYILDIZ, AKP'NİN 'SAHTE ÜYELİKLERİNİ' BAŞBAKAN'A SORDU 
Tutuklu bulunan Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, yurttaşların kendi isteği ve rızası dışında AKP'ye üye yapıldığının ortaya çıkması ardından konu hakkında Başbakan'a yanıltması talebi ile yazılı soru önergesi verdi.

Yurttaşların kendi isteği ve rızası dışında AKP'ye üye yapıldığının ortaya çıkması ardından, tutuklu bulunan Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız'ın talebi üzerine BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan tarafından, Başbakan R. Tayyip Erdoğan'a yanıtlaması talebi ile yazılı soru önergesi verildi. Sarıyıldız, verdiği soru önergesinde siyasal partilerin en önemli unsurlarından biri olan üyeliğin kişinin kendi rızası ve onayı ile ancak mümkün olabileceğine dikkat çekerek, insanları kendi beyanlarının dışında herhangi bir partiye kaydetmenin Siyasi Partiler Yasası'na göre suç teşkil ettiğini belirtti. Son günlerde bazı basın yayın organlarına da yansıdığı gibi binlerce yurttaşın kendi rızası dışında AKP'ye üye yapıldığının ortaya çıktığına işaret eden Sarıyıldız, sunduğu önergede şu hususlara dikkat çekti: "26.11.2012 tarihinde Dicle Haber Ajansı'nın manşetten verdiği habere göre söz konusu ajansın Editörü Abdurrahman Gök ve DİHA Diyarbakır çalışanı Yıldız Özcan'ın da kendi rızaları dışında AKP'ye üye yapıldığı belirtildi. Yerel Gündem 21 Engelliler Meclisi Üyesi Ramazan Serim de geçtiğimiz günlerde İHD Diyarbakır Şubesi'ne yaptığı başvuruda haberi olmadan 5 yıldır AKP'ye üyeliği bulunduğunu öğrendiğini ifade etmişti. Yurttaşların bilgisi ve kabulü dışında Mersin'de de bin 381 kişinin hem CHP hem de AK Parti'de üye kaydının olduğu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın CHP Genel Merkezi'ne gönderdiği yazı ile ifşa edilmiştir."

'Nüfus'tan alınan veri tabanlarına benziyor'

Yapılan üyelik işlemlerinde genelde üzerinde üye kayıt seri numarası olmayan belgelerle vatandaşların bilgilerinin dışında üye yapıldığı yönünde ciddi iddialar ortaya atıldığının altını çizen Sarıyıldız, "Yurttaşların sahte imzası kullanılarak yapılan üyelik işlemi Türkiye'de nüfus il ve ilçe müdürlükleri veri tabanlarından alınan yurttaş bilgileri ile oluşturulmuş üyeliklere benziyor" diye belirtti.

Ortaya çıkan bu skandalın, demokrasilerin vazgeçilmezlerinden biri olarak gösterilen siyasi partilerin kuruluş ve genişleme mantığına aykırılık içerdiğini vurgulayan Sarıyıldız, Başbakan'a yanıtlaması talebi ile şu soruları sordu:

* Yurttaşların rızası ve onayı olmadan siyasi bir partiye kişilerin üye yapılmasının nedeni nedir?
* Üyelik işlemlerini yapan kişi ya da partiler hakkında herhangi bir inceleme veya soruşturma başlatılmış mıdır?
* Üyelik işlemlerinin nüfus il ve ilçe müdürlükleri veri tabanlarından alınan yurttaş bilgileri ile oluşturulduğu yönündeki iddiaların doğruluğu nedir? İddia doğru değilse üyelik için kişilerin bilgilerine hangi yöntemlerle ulaşılmıştır? Söz konusu iddia hakkında Bakanlığınız tarafından herhangi bir inceleme başlatılmış mıdır?

21 Kasım 2012 Çarşamba

Sarıyıldız: Halkımızın alkış ve zılgıt sesleri en büyük ilacımız oldu
Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tedavi gören Şırnak Milletvekilimiz Faysal Sarıyıldız, danışmanı aracılığı ile yaptığı açıklamada, sağlık kontrollerinin devam ettiğini belirterek, "Cezaevinden hastaneye getirilirken halkımızın alkış ve zılgıt sesleri en büyük ilacımız oldu" dedi.

Diyarbakır D Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde 15 Ekim tarihinde süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemine giren ve PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın çağrısı üzerine eylemini sonlandıran  Şırnak Milletvekilimiz Faysal Sarıyıldız, tedavi gördüğü hastanede danışmanı aracılığı ile açıklamada bulundu. Sarıyıldız, getirildikleri ilk gün kelepçeli halde tedavi edilmek istendiklerini; ama bu dayatmayı kabul etmediklerini belirtti. Hastaneye getirildikleri ilk gün yaşanan hengameden ötürü tansiyon ile ilgili problem yaşadıklarını kaydeden Sarıyıdız, kendisi ve diğer arkadaşlarının sağlık kontrollerinin devam ettiğini ve yoğunluklu olarak serum tedavisi gördüklerini ifade etti. Açlık grevi eylemi boyunca kendilerini yalnız bırakmayan herkese teşekkürlerini sunan Sarıyıldız, "Cezaevinden hastaneye getirilirken halkımızın alkış ve zılgıt sesleri bizim en büyük ilacımız oldu. Yaşamı anlamlı kılmak için çıktığımız bu ölüm yolculuğunda bizleri yalnız bırakmayan halkımız en büyük moral kaynağımız oldu. Özellikle son günlerde tabak-çanak, ıslıkları ve ışık kapama eylemleri ile direnişi üst safhaya çıkaran 7'den 70'e tüm halkımıza selam ve sevgilerimi yolluyorum" dedi.

Öte yandan bugün itibari ile tutuklu ailelerinden sadece bir kişinin haftada bir kez 10 dakika cezaevi savcılığı izni ile yakınlarıyla hastanede görüş yapabilecekleri öğrenildi.

15 Kasım 2012 Perşembe


BİZİ HALK YAŞATIR




Kürt siyasi tutsakların verili yasalarla dahi çelişmeyen, kadim sorunun çözümünde kilit öneme sahip meşru iki temel taleple 12 Eylül’de başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevi eylemine, eylemin onu yakından izleyenler açısından azaba dönüşmeye başladığı bir aşama olan 34. günde dahil oldum. Söz konusu aşama, kilo kayıplarının bedende belirginleştiği tenlerin saman kâğıdı rengine büründüğü,aurtların içe çöktüğü, göz çukurlarının derinleştiği ancak anlam gücü, moral ve bilincin direnenler şahsında zirvede seyrettiği bir zamana tekabül ediyor.
  
Aynı kısımda bir arada bulunduğum 7 arkadaş ve daha sonra onların da eyleme başladığı 3 refakatçi arkadaşın aynı eylemde kesişen yaşam serüveni, açlık grevi eyleminin yanı sıra, siyasal Kürt hareketinin sosyolojik yapısına dair iyi fikir veriyor; Üniversiteden, köyden, şehirden gerillaya katılıp daha sonra tutuklanan arkadaşlar var. BDP MYK üyesi ve Belediye Meclis Üyesi arkadaşlar var. Kurumlardan, yürüyüşlerden, işinden, gücünden alınan arkadaşalar var.Yüreği aynı sevdayla çarpan,  faşizme,  baskı ve sömürü sistemine karşı öfkeyle dolu olan Kürt toplumunun her kesiminden insanlar var. Özcesi, demokratik ulus paradigmasının eylemciler şahsında doğal olarak bedene bürünmeye başladığı, başarının belirgin emarelerinin ortaya çıktığı bir yapı…

'Dijwar, Mahir ve Dr. Cihan arkadaşlar artık sıvı alamıyorlar'

Bugün itibariyle arkadaşları 63’üncü günündeler, ben ise açlık grevi eyleminin 31’inci günündeyim. Yani ben başlarken onların bulunduğu yere yakın bir yerde, onlarsa kimisinin bedeninde belki artık onulmaz tahribatların başladığı yerde. Dijwar, Mahir ve Dr. Cihan arkadaşlar artık sıvı alamıyorlar. Dijvar 74 kilo ile başladığı eylemden şu an 59 kiloya düşmüş. Bize refakat eden arkadaş doğal otoritesini kullanarak onlara nerdeyse zorla sıvı aldırıyor. “Bir devrimci ölüme giderken bile, son ana kadar bilincini, duruşunu koruyabilmeli” diyor.

53 kiloya düşen Dr.Cihan arkadaş biyolojik realiteye karşı amansız dirense de duyma ve görme duyuları her geçen gün biraz daha zayıflıyor. Kimi arkadaşta da sese karşı hassasiyet artıyor.  Cihan Arkadaş, haberlerde geçen “çalışma” sözcüğünü, “çatışma” olarak anlayıp.,“ Arkadaşlar çatışma olmuş” deyince kısmımızın moral ve motivasyon kaynağı Pir Ali Arkadaş , “ Sağır duymaz uydurur” deyiveriyor. Bunun üzerine ranzalarında uzanan arkadaşlardan da tonu düşmüş  kahkahalar çıkıyor.

Bu aralar, direnişçi her arkadaşın bedeni, biyolojik hakikatle bilincin, erdemin ve metafiziğin kıyasıya cenge tutuştuğu bir muharebe alanı. Bilinç kendi bedenine “Ele güne rüsva etme bizi” dese de söz geçiremediği zamanlar çoğalıyor. Eylemin ilk dönemlerinde tüm arkadaşlar bir arada her gün belli bir süre volta atarken ayakta kalanların sayısı giderek azalıyor. Voltaya çıkanlar da çok geçmeden geri çekiliyor ve yalpalıyor. Anlayacağınız bulunduğumuz kısmın havalandırma alanı tarihinin en sakin günlerini yaşıyor. Özgür Heval, 24 basamaklı merdiveni çıkana kadar çaktırmadan 3 kez kestiriyor, mola veriyor, basamaklara çömeliyor. Tansiyonu düşen bedeninin toparlanmasını bekliyor.

Yüzünde biriken iki aylık dağınık sakalıyla Kawa destanında bir kahramanı andıran Mazlum (Tekdal) Arkadaş eylemimizin başından beri diplomasi ayağını yürütüyordu. Malum Despotik Erdoğan Sultanlığına karşı en etkili muhalefet yürüten bir siyasi partinin Merkez Yönetim Kurulunda yer alıyordu. Bu aralar kendisi “Size öyle geliyordur” dese de performansında gözle görülür bir düşüşvar. Ayakta kalamadığı için Avukat görüşlerine tekerlekli sandalyeyle gitmesi icap ediyor. Ancak o durumda görünüp karizmaya helal getirmek istemediğinden “ Arkadaşlar, ziyaretlere hep benim çıkmam şık olmaz” diyor. Tabi anlaşılıyor!

‘Bilincim kapanırsa sakın müdahale etmeyin…’

Mahir Heval –hani mahkeme hâkiminin karar gerekçesinde ‘’nasıl olsa açlık grevinde ölecek’’ deyip 16 yıl ceza verdiği- uzamış siyah sakalı, kağıt beyazı yüzü, çalıya dönmüş civan bedenine rağmen durmadan eylem kadar, eylemi izah etmeyi, dışarıya aktarmayı da misyonunun bir parçası biliyor. Dışarıdan gelen memur, doktor yani herkese avazı yettiğince meramımızı anlatır. Ancak o da artık konuşmakta zorlanıyor. Konuşurken sık sık yutkunuyor, en son gelen doktora, ‘doktor vakti geliyor artık, olur da bilincim kapanırsa sakın müdahale etmeyin’ diyor. Tıp etiğini, Hipokrat yeminini, ahlaki ve vicdani sorumlulukları ve Malta Sözleşmesini bir güzel hatırlatıyor.

Yakından izleyen hiçbir doktorun bizi anlamadığını sanmıyorum. Bölgeye ataması yeni yapılmış genç sağlık memurlarının biraz sohbet ettikten sonra ilk tepkileri, yeni bir kıtayı bulmuş kaşiflerin tavrına benziyor. Bu ülkenin yarısının bilinci manipüle edilmiş diğer yarısına nasıl anlatıldığını canlı örnekleriyle görüyoruz. Aramızda, kendisiyle aynı fakülteyi bitiren birinin olduğunu öğrenen batılı genç doktorun yüzüne ç öken hüzün görünmeye değerdi.

Salih heval, grubumuzun en genci, en neşelisi ve en uykucusudur. Zamansız dökülmeye başlayan saçlarına hayıflansa da belli etmemeye çalışıyor. Erdoğan’ın provakatif ve sorumsuz açıklamaları karşısında hepimizden çok o zorlanıyor. Başbakan eyleme dair ağzını her açtığında Salih Heval bir cevap vermeye yeltenir, Ancak adabımızda üslupsuzluğun ve küfür etmenin olmadığını öğrenmiştir. Genç olması, kendine güvenmesi hesabıyla ‘arkadaşlar benden önce birinizin düşmesine katlanamam’ diyor.

Başuçlarımızdan kitaplar yavaş yavaş çekiliyor…

Hükümetin eylemi manipüle edeceği ya da müdahale zemini yaratacağı kaygısıyla eylemin 52’inci gününe kadar cezaevi idaresinin muayene ve ölçüm alma isteklerini kabul etmedik. Ancak içinde Eş başkanlarımızın da bulunduğu BDP Heyeti’nin cezaevi ziyareti esnasındaki yoğun çabaları sonucunda tansiyon, nabız ve kilo ölçümlerine izin vermeye başladık. Açlık grevi eyleminin ehemmiyeti ve doğru okunması yönündeki tüm arabuluculuk çabaları sonuçsuz kalan, iktidarın şoven, despot çeperine toslayan BDP, nitekim mevcut durumda bekleyerek eli ağzında olan ölüm haberleri karşısında sessiz kalınamayacağını ifade ederek-bir süre önce sekiz milletvekili de dışarıda süresiz dönüşümsüz açlık grevine başladı.

Bu arada tüm arkadaş yapısında baş gösteren yoğunlaşma ve algı kaybı bariz bir biçimde fark edilebiliyor. Baş uçlarından,  önce kuramsal- teorik kitaplar çekildi,  sonra romanlar. Şu an gazetelerde de sadece siyasal süreç ve eyleme ilişkin haberler okunabiliyor. Televizyonlar ise sadece ana haber bültenlerinde açılıyor.


Bedenin damla damla erimesini yaşayarak görüyoruz

Evet, sevgili okur. Sen bu yazıyı okuduğunda Mazlum, Dijwar, Mahir ya da yan kısımda kalan Tayyip, Fırat, Ferhat veyahut ülkenin dört bir yanındaki onlarca hapishanede direnen binlerce arkadaşımızdan biri ya da birileri dilim varmaz ölümü söylemeye ama sağlıkla ilgili normal yaşama dönme ihtimalini belirleyen kritik eşiği aşabilir. Bir bedenin tel tel dökülmesi, damla damla erimesinin ne olduğunu yaşayarak görüyoruz. Onların faşist sistemden bir beklentisi yok. Sistemin insafına terk edilmenin, ondan medet ummanın ne anlama geldiğini onlar yeterince bilince çıkardıkları iktidarın iğrenç doğası, ve yakın zindan geçmişinden, ‘hayata dönüş’ adı altında devlet eliyle gerçekleştirilen katliamlardan gayet iyi biliyor, halkımızın da bunun bilinciyle hareket etmesini istiyor. Halkımız onların eylemine sahip çıkıp alanlara indikçe, despot sistemin üzerine gittikçe,  ancak onları kurtarabiliriz. Onların yaşam kaynağı da,  suyu da, ekmeği de halkın sahiplenmesi olacaktır. Sahiplenmek, despot sistemin rahatını kaçırmak, değişime zorlamak her alandaki direniş saflarında yer almakla olur.

Halkımız ve önderliğinin özgürlüğü için canını en soylu biçimde feda etmekten sakınmayan zindan direnişçilerinin yanında yer almak, onlara, yaşamlarına sahip çıkmak tarihi, ahlaki ve politik bir görev olarak önümüzde durmaktadır.

                                                                                                                12.11.2012
                                                                                                            Faysal SARIYILDIZ
                                                                                                         Diyarbakır D Tipi Cezaevi



2 Kasım 2012 Cuma


 
SARIYILDIZ: BAŞBAKANIN ÇİRKİN SÖZLERİNİN BİZİM SOKAĞIMIZDA KIYMETİ HARBİYESİ YOKTUR
 
 


Süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan BDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, Başbakan'ın "Açlık grevi tamamen şovdur. Dünyanın hiçbir yerinde b...
u tür şovlarla hukuk yok edilmez" sözlerine sert tepki göstererek, "Başbakan'ın bu hakaretvari açıklamasını yakalandığı iktidar hastalığına bağlıyoruz. Bizler yüzlerce arkadaşımız ile beraber ölüm yolculuğundayız. Evet bizler şov ile hukukun yok edilmeyeceğini biliyoruz. Ancak hukuksuzluk üzerine inşa edilen saltanatı alaşağı edebileceğimizi Hayrilerin ve Kemallerin tarihi direnişinden de gayet iyi biliyoruz" dedi.

BDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız bulunduğu Diyarbakır D Tipi Cezaevi'nde danışmanı aracılığı ile kamuoyuna açıklamada bulundu. 15 Ekim'den bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan Sarıyıldız, Başbakan ve AKP hükümetinin bütün karalama politikalarına rağmen büyük bir direniş coşkusuna sahip olduklarını belirterek, Başbakan'ın açlık grevlerine ilişkin son günlerde sarf ettiği sözlere ilişkin şunları söyledi: "Moral ve coşkuları her geçen gün artan; ancak dakika dakika bedenleri eriyen arkadaşlarımızın onurlu eylemini hiçleştirmek için bütün psikolojik savaş argümanlarını kullanan Başbakan'ın bu saldırgan tutumuna anlam vermekte zorlanmıyoruz. Çünkü Başbakan cezaevlerinde bedenleri açlığa yatıran arkadaşlarımızın ve 30 Ekim günü bütün alanları direniş mevzilerine dönüştüren halkımızın inanç ve kararlılığı karşısında ürpermiştir. Başbakan, otoriter kişiliğin en önemli semptomlarından olan otoriter saldırganlığını, Almanya'da yaptığı basın açıklaması ile bir kez daha gösterdi. Başbakan'ın 'Açlık grevi tamamen şovdur. Dünyanın hiçbir yerinde bu tür şovlarla hukuk yok edilmez' yönündeki bu hakaretvari açıklamasını yakalandığı iktidar hastalığına bağlıyoruz. Bizler yüzlerce arkadaşımız ile beraber ölüm yolculuğundayız. Evet bizler şov ile hukukun yok edilmeyeceğini biliyoruz. Ancak hukuksuzluk üzerine inşa edilen saltanatı alaşağı edebileceğimizi Hayrilerin ve Kemallerin tarihi direnişinden de gayet iyi biliyoruz" dedi.

'Başbakan'ın çirkin sözlerinin bizim sokağımızda kıymeti harbiyesi yok'

Başbakan'ın yine milletvekili arkadaşlarının 3 ay önce bir aradayken yediği yemeği ''utanmadan ve sıkılmadan'' manipüle etme ve kara propaganda marifeti ile kullandığını dile getiren Sarıyıldız, "Bizler milletvekili arkadaşlarımızın yüreğinin zindan direnişi ile attığını ve ölümlerin olmaması için büyük bir hassasiyetle yaklaştığını biliyoruz. Başbakan'ın bu çirkin sözlerinin bizim sokağımızda bir kıymeti harbiyesi yoktur" ifadesini kullandı.

'Ölümlerin vebali Başbakan'ın alnında kara bir leke olarak kalacak'

Başbakan'ın bu üslubunun Kürt sorununu çıkmaz bir sokağa sürüklediğini açıklayan Sarıyıldız, Başbakan ve AKP hükümetinin Kürt halkının iradesini hiçe sayan politikaları ve kültürel soykırımdaki ısrarının kendilerini süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi kararı almalarına yönelttiğine dikkat çekti. Sarıyıldız, yaşanacak ölümlerin ve olumsuzlukların vebalinin Başbakan'ın alnında kara bir leke olarak kalacağı uyarısında bulundu. Dört duvar arasında da olsa halklarının kendisine vermiş olduğu siyasi misyona ve değerlere layık olmaya devam edeceğini vurgulayan Sarıyıldız, şu açıklamada bulundu: "Diyarbakır D Tipi Cezaevi'nde süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan arkadaşlarımız ile aynı odalarda bulunuyoruz. Açlık her ne kadar bedenlerimizi gün be gün eritse de dışarıda halkımızın direnişe verdiği destek bizlerde büyük bir umut ve moral kaynağı oluyor. Açlık değil direniş etrafında kenetlenmemek; ancak bizleri ölüme götürür. Ben ve arkadaşlarım büyük bir direniş geleneğine sahip olan halkımızın zindanlarda yanan direniş ateşini gürleştireceğine inanıyorum. Açlık grevinde olan arkadaşlarımızın zafere ve özgürlüğe kilitlenen duyguları ile siz değerli halkımıza selam ve sevgilerimizi yolluyoruz."
 

 

23 Ekim 2012 Salı


Kürtler ile Türklerin birlikte yaşamaları



Başbakan'ın çatışmalarda yaşamını yitiren Kürt gençlerinin resmi rakamlara dayanarak verdiği yüksek sayısını, ülkenin batısındaki yurttaşlara bir teselli olarak sunmasını ibretle izliyoruz.

TBMM, tutuklu 9 üyenin eksikliği ile 24. Dönemin ikinci yasama yılına başladı. Halk iradesinin kurumsallaşmış mekânı olarak tabir edilen Meclis açılışının yapıldığı günlerde bu topraklarda, son yılların en feci günlerini yaşıyoruz.
Evladından gelecek kötü haberin korkusu ile eli yüreğinde yaşayan yüz binlerce aile, amansız bir çaresizlik içinde bekliyor. Yaşanan ölümlerle toplumsal kutuplaşmanın derinleştiği şu günlerde, Başbakan’ın çatışmada yaşamını yitiren Kürt gençlerinin resmi rakamlara dayanarak verdiği yüksek sayısını, ülkenin batısındaki yurttaşlara bir teselli olarak sunmasını ibretle izliyoruz. Vücut bütünlüğü bozulmuş bedenlerin üzerinde, nümayiş havasında topluca çekilmiş fotoğraflar, kahramanlık vesikaları olarak sanal ortamda dolaşıyor. Kürtler ile Türklerin birlikte yaşama istenci, iradesi ve olanağı ivmeli bir hızla dağılıyor. Acılarımız ayrışıyor, ortak acıları yüklenmekten uzaklaşıyoruz. Birbirimizin acısına duyarsızlaşma bir yana, taraflardan birinin yürek sancısı, diğerinde yatıştırıcı etki yaratıyor.

Nefret birikiyor

Siyasal iktidarın ülkenin günümüz durumuna halen ulus-devletin red-kabul ölçüleriyle, ulusalcı hafızasıyla soruna bakmada sergilediği ısrar, bilinci ve ruhu dumura uğratılan toplumu her seferinde daha fazla nefret biriktiren bir şiddete hapsediyor. Kürtler yaşanan bütün melanetlerin müsebbibi görülerek, açık hedef haline getiriliyor. Patlayan her kurşunla Kürtler ve kurumları, bindirilmiş hazır kıtaların saldırısına uğruyor.

Felaket an meselesi

Geldiğimiz aşama her kesim açısından, her zamankinden daha vahim bir noktaya işaret ediyor. Siyasal iktidarın yelkenlerini habire şişirdiği ırkçı, milliyetçi siyaset, toplumun milliyetçi ve muhafazakâr kesimlerinde artan bir biçimde nefret ve taşkınlığa dönüşüyor. Kontrolden çıkmak üzere olan bu öfkenin ülkeyi daha büyük bir felakete götürmesi an meselesi.
Görmek isteyenler için bu noktaya nasıl gelindiği çok açık. Tartışılmaz devlet erki ile donanan Başbakan, tüm dinlerin ve inançların mahkum ettiği katıksız bir kibirle ve özgüven patlaması olarak tanımlanabilecek ruh ve zihniyet yapısı ile sorunu daha güçlü bir entegre ve güvenlik merkezli stratejiyle çözebileceği yanılgısına düştü. Stratejistler mevcut politika ile bahara kadar PKK’nin biteceğini iddia ediyordu. Belirtilen strateji kapsamında Öcalan tecrit edilecek, dağdakilerin imhası için askeri operasyonlar derinleştirilecek ve legal siyasetin kadroları içeri kapatılacaktı.
Başbakan’a sesleniyorum. Velev ki belirttiğiniz gibi son bir ay içerisinde 500 PKK’li öldürüldü. Karşı taraf, tam aksini ifade ediyor. Peki yine son bir ayda Kızıltepe ilçesinde kaç gencin dağa çıktığını biliyor musunuz?
Bir halkın temel insani taleplerini terörizm olarak tanımlayarak iktidar devşirmenin artık kimseye hayır getirmeyeceği açık. Başbakan’ın kullandığı retorik bir zamanlar belki belli bir etki alanı yaratıyordu. Ancak geldiğimiz aşamada bunun toplumdaki tezahürü sadece yıkım oldu. Bu dil, bu anlayış, toplumu ayrıştırıyor, karşılıklı öfkeyi daha da artırıyor ve travmatik bir toplumun oluşumuna yol açıyor. “Terörist, hain, bölücü” tanımlamaları bu ülkede ırkçıların duygularını okşarken milyonlarca insanın nezdinde hakaret olarak görülüyor.

Ayıptır, günahtır, zulümdür

Yaşadığımız fecaatin ayırdına varmanın, onu sona erdirmenin yegâne anahtarı vicdan ve izandır. Akıl, vicdan ve izanın penceresinden baktığımızda Esad iktidarına karşı savaşan muhaliflere “özgürlük savaşçısı” derken, benzeri durumdaki Kürtlere “terörist” diyemeyiz. Balkanlarda,                 Almanya’da ve Uygur bölgesinde bulunan Türkler için haklı olarak temel siyasal ve kültürel haklar talep ederken, bu toprakların kadim halkı olan Kürtlerin benzeri taleplerini ve isyanını kriminalize etme ve terörizm olarak ifşa edilmesi, büyük bir tutarsızlık. Bu topraklarda yaşayan her Kürdün kendini nasıl tarif ettiğini ve nasıl hissettiğini anlamaya yanaşmayan her arayış, güneşi inkâr etmek kadar boş bir çaba.
Dünyanın öte yanındaki herhangi bir Kürdün hak elde etme arayışını engellemeye odaklanmış siyasi iktidarın yaptığı ayıptır, günahtır ve zulümdür. Başbakan bir müddet önce Anıtkabir defterinde ülkenin durumunu şu şekilde özetledi: “ Türkiye  küresel ve bölgesel güç olma yolunda emin adımlarla ilerlerken merkezinde bulunduğu coğrafyada barış, istikrar ve huzurun kalıcı olarak sağlanması için de katkı vermeye devam eden bir ülke.” Başbakan büyük bir yanılsama içerisinde. Bu ifade hakikatin “yalan duvarları”yla korunması. Kesinlikle şu anki Türkiye’nin tanımı değil. Her gün onlarca beden toprağa düşerken, ülke verili politikalarla huzursuzluğun kaynağı haline gelirken, ülkenin sosyal ve politik vaziyetini bu şekilde tanımlamak, gerçeğin inkârından başka bir şey değil.
Ortadoğu politik denklemi bugün yeni bir bakış açısı gerektirecek tarzda kurulmak üzereyken, Kürtlerin rolünü ve gücünü hesaba katmayan her yaklaşım başarısız olmaya mahkûm. Kürtler, bugün Ortadoğu’nun çatışmalı bölgelerini şiddetle değil, kültürel bağlarla bir araya getirecek gizil güce sahip bir halk.
Cumhuriyetin kuruluşu ile ulus-devlet temelli zihniyet çerçevesinde hazırlanan 1924 Anayasası’nda Kürtlerin inkâr ve asimilasyonu, Kürt sorununu bugüne kadar getirdi. Kürtlerin varoluşsal haklarını zora dayalı asimilasyon, inkâr ve imha siyasetiyle ortadan kaldırmak isteyen egemen anlayışa karşı PKK’den önce de 28 defa isyan yaşandı. Bu kısırdöngüden kurtulmanın tek yolu Kürt halkının statüsünün tanınacağı ve siyasal, sosyal, kültürel, hukuki ve ekonomik alandaki tüm ulusal haklarının güvence altına alınacağı Demokratik Anayasa çerçevesinde çözülebilir. Bu sürecin sağlıklı işleyebilmesi için de PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit bir an evvel kaldırılmalı ve tıkanan bu sürecin önünü açabilmesi için uygun müzakere koşullarının yaratılması elzem.

1921 Anayasası’nın birleştirici ruhu

 
Anayasa’nın hazırlandığı bu süreçte 24. Dönem Meclisi’nin kangrenleşen Kürt sorununu çözmek için 91 yıl önce 1921 Anayasası’nı hazırlayan Meclis’in ruhuyla hareket etmesi gerek. Kürtler için muhtariyeti, bugünkü tanımı ile demokratik özerklik hakkını tanıyan tarihi vesika niteliğindeki 1921 Anayasası’nın güncellenmesi, Kürt sorununun çözümünde etkili olacaktır. Dolayısı ile 24. Dönem Meclisi tarihi bir misyonla karşı karşıya. Meclis, ya birleştirici ve ayrıştırma unsuru olmayan 1921 Anayasası’nı esas alarak tarihe altın harfler ile ismini yazdıracak ya da 1924 Anayasası’nın inkâr ve asimilasyon ruhunun taşıyıcısı olarak büyük bir felaketin vebalini taşımaya devam edecek.
Yaşadığımız savaş ortamı hepimizi insanlıktan daha fazla çıkartmadan artık bir Ortadoğu sorunu haline gelen Kürt meselesini akıl, izan ve vicdanla, sorumlulukla ele alalım. Aksi halde daha sonra çözüm için birbirinin yüzüne bakacak birileri kalmayabilir.
* BDP Şırnak Milletvekili, Mardin Cezaevi

21.10.2012 tarihli Radikal 2'de yayınlanan makaledir

19 Ekim 2012 Cuma


Sarıyıldız: Eriyen bedenler karşısında sessiz kalamazdım


 Tutuklu Şırnak Milletvekilimiz Faysal Sarıyıldız da PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin son bulması ve anadil üzerindeki baskıların sonlandırılması talebiyle süresiz dönüşümsüz açlık grevine başladı. “Her gün eriyen bedenler karşısında sessiz kalamazdım” diyen Sarıyıldız, yaşanacak ölümlerin sorumluluğunun başta hükümet olmak üzere bu direniş karşısında sessiz kalan herkese ait olacağını söyledi.

PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin son bulması, anadil üzerindeki baskıların sonlandırılması talebiyle PKK’li ve PAJK’lı tutsakların 12 Eylül’den beri başlattıkları süresiz dönüşümsüz açlık grevi eylemine tutuklu Şırnak Milletvekilimiz Faysal Sarıyıldız da katıldı. 15 Ekim günü tedavi amaçlı Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nden Diyarbakır D Tipi Cezaevi’ne getirilen Sarıyıldız, burada açlık grevine girdi. Üç gündür açlık grevinde olan Sarıyıldız, danışmanı aracılığıyla şu açıklamada bulundu: “ 12 Eylül’den bu yana süresiz dönüşümsüz açlık grevinde olan arkadaşlarımızın her gün eriyen bedenleri karşısında sessiz kalamazdım. Cezaevlerinde yükselen bu direniş karşısında kenetlenmeyi ahlaki ve vicdani bir sorumluluk olarak görüyorum. Kürt halkının yiğit devrimci evlatlarının her gün ölüme yaklaştığı bu süreçte sessiz kalan,  yüreği nasırlaşmış hükümet yetkililerine sesleniyorum.  Yaşanacak ölümlerin sorumluluğu başta hükümet olmak üzere bu direniş karşısında sessiz olan herkese ait olacaktır” 

‘Talepler toplumsal barışın önünü açar’

Kürt halkının lideri olarak gördüğü Sayın Öcalan’a yönelik bu ahlak dışı ve çatışmaları derinleştiren tecrit politikasına karşı sessiz kalmayacağını dile getiren Sarıyıldız, “ Yine Kürt halkı varoluş gerekçelerinde biri olan anadil hakkının gasp edilmesi karşısında da sessiz kalmayacaktır. Ölümü uğruna sevecek kadar olan yoldaşlarımızın ölüme giden bir yolu tercih etmesinin vebali bu hükümete ve Başbakan’a ait olacaktır”  dedi. Üç gün önce süresiz dönüşümsüz açlık grevine başladığını belirten Sarıyıldız, dile getirildikleri taleplerin karşılanmasının toplumsal barışın sağlanması konusunda ön açıcı olacağı vurgusunda bulundu.

Sarıyıldız, 15 Şubat 2012’de de PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın özgürlüğü, askeri ve siyasi operasyonların sona erdirilmesi ve Kürtlerin statüsünün kabul edilmesi gibi taleplerle birçok cezaevinde başlatılan süresi dönüşümsüz açlık grevine katılmıştı.

15 Ekim 2012 Pazartesi



 
Jİ GELEME YE HÊJA Û Bİ RUMET RE….



 
Di nav her çar dîwaran de, em slav, hezkirin û bêriyên xwe dişînin, bi hevî û bawerî coşa kongreye slav dikin, serkeftinê dixwazin.

 Bi armanca qirkirina siyasî , nêzî çar sal bere em ji we hatin qetandin. Bi ve neçîre nezî deh hezar siyasetmedare Kurd dîl girtîne. Le ev armanc tu carî pêk nehat bi deh hezaran hevalên me cihe me dagirtin. Bila hûn zanibin di bin her şert û mercan de em bi we re ne, coş û heyecana tekoşînê bi we re parve dikin. Diwaren bilind, kelepçeyên hesin û polîtikayen qirej nikare hêvîyen me bişkînin. Em tu carî serê xwe li ber zordestan natewînin.

Gelê me dîsa di rojen zemherîrî de derbas dibe. Li hember daxwazên gelê me ye aştiyanê, her roj li ser serê me bombe tê barandin. Mafên me ye herî  xwezayî, bi zimanê zikmakî perwerde û di dadgehan de parastin hej jî ne hatîye pejirandin. Reberê Gele Kurd Birez Öcalan di bin tecrîdeke giran deye. Ji ber van xwestekan, nezî 300 hevalên me yên ku mehek e bedena xwe dane ber mirinêne. Şert û mercên wan ên jiyanê her diçe  girantir dibe. Di nav çar dîwaran de ligel hemû bêderfetiyan bedena xwe dane ber mirinê û li dijî konsepta îmhayê sekînîne û ji bo baş kirina şert û mercên Rebere Gele Kurd Birez Öcalan  berxwedaneke mezin nîşan didin. Rewşa hevalên me hatiya asteke krîtîk. Ev jî tê wateya rîska jiyanî. Her kesê ku dibêje ez mirov im û xwedî ahlaq û wijdan im, divê xwedî li vê berxwedanê be hempa der bikeve.

Hemû rayedarên dewletê bihişmendiyên xwe yên hişk û teng dixwazin netewa Kurd bi asîmîlasyonê rû bi rû bihêlin, hemû nirxên Kurdewariyê tune bikin.

 Heya ku ev berxwedan hebe em ê bi hêvî bin; her çiqasî pêvajoya ku em tê de ne bi kuştinê,  bi xwînê û bi şerê dijwar re rû bi rû ma bejî em ji dev doza xwe na gerin û em ê tim li dûwê bin.

Bêyî ku pêşeroja Tirkiyeyê hêj tarîtir bibe, ji bo çareseriya demokratîk ya gelê Kurd, ji bo Azadiya Rêberê Gelê Kurd Birêz Abdullah Ocalan divê hemû gele Kurd rabin ser piyan û der kevin kolanan. Divê hemû gele Kurd di çarçoveya Xwesertiya Demokratîk de di ber xwe bidin û têkoşîna azadiyê bimeşînin. Em bawer dikin ku pirsgirêka Kurd wê bi rêya mûzekereyan çareser bibe û birez Öcalan jî muhatebe yekemîne.

 Em li gel vê rewşa ne baş dîsa jî ji hêza gele xwe bawer in, ji gelên azadîxwaz bawer in, ji şoreşê bawer in, ji doza serbestiyê bawer in. Bera herkes bibîhîse bedena me herçiqasî ne li wir be jî dil û giyanê me tim liwir e û em ê tim hebin; bi netewa xwe re bin. Heya ku em bijîn li dû doza xwe ne, xema me tenê azadî gele meye.

 Weke Seydaye Cigerxwîn gotî: Keç û kurên Kurd hemî şiyarbin, Ji bo serdestî hemî li kabrin, Ji hevre dostbin, dije neyarbin. Em carek dî ji dil û can herkesî slav dikin û hezkirinên xwe ji we re dişînin.

 Parlementeren BDP'ê ye girtî Hatip DİCLE,  Selma IRMAK,  Gülser YILDIRIM ,  Faysal SARIYILDIZ, Kemal AKTAŞ û  İbrahim AYHAN

 
* Peyama Kongreya Awerta ya BDP